Hatay
Hatay ilinin nüfusu, 2000 Yılı
Genel Nüfus Sayımı kesin sonuçlarına göre 1.256.726 kişidir.
Bu nüfusun 581.341’i şehirlerde, 672.385’i köylerde (374.082
belde + 298.303 köy) yaşamaktadır. Km2’ye düşen nüfus
yoğunluğu 232’dir. Nüfus artış hızı binde %0 12,19’ dur.
Hatay Anadolu’nun en eski
yerleşim merkezlerinden biridir. Yöredeki tarihi yaşam
bulguları M.Ö. 100.000’lere kadar uzanır. Elde edilen
buluntular; bölgenin orta paleolitik, neolotik, kalkolit
dönemlerde ve tunç çağında yaygın bir yerleşim yeri olarak
kullanıldığını göstermektedir. Amik Ovasında; Çatalhöyük,
Tel Tainat, Tel Cüdeyde ve Tel Atçana’da ilk tunç çağı
yerleşmeleri tespit edilmiş ve mimari kalıntılara
rastlanmıştır. Kalıntılar; bu yerleşmelerde beylikler
biçiminde yaşandığının ip uçlarını vermektedir.
İlk tunç çağından itibaren Amik Ovası’ndaki bu beylikler;
sırasıyla Akadların, Yamhad Krallığının, Hititlerin ve
Mısırlıların egemenliğine girmiş, Hitit imparatoru I.
Şuppiluliuma döneminde tekrar Hitit egemenliğine girerek, bu
durum M.Ö. 13. yüzyıla kadar devam etmiştir.
Hitit İmparatorluğunun M.Ö. 1200 yıllarında parçalanmasından
sonra Sami-Aramiler tarafından “Hattena” adıyla bir Geç
Hitit Krallığı kurulmuştur. Hattena Krallığı M.Ö. 9. yy’da
Asurluların daha sonra da Urartuların egemenliğinde
kalmıştır.
Türkmen/Oğuzların ataları Sakalar, M.Ö. 7. yüzyılın
ortalarında hükümdarları Oğuz Han önderliğinde “Batık Şehir”
adını verdikleri Antakya’yı zaptedmiş ve burada 18 yıl
kaldıktan sonra M.Ö. 626’da Antakya’dan ayrılmıştır.
M.Ö. 6. yüzyılın ortalarından itibaren Hatay yöresi Pers
İmparatorluğuna bağlı Kilikya Satraplığı’nın içinde yer
almış ve Pers İmparatorluğu’na vergi ödemiştir.
M.Ö. 333 yılında Büyük İskender ile Pers İmparatoru III.
Dareios’un orduları İssos kenti civarında savaştılar ve
Büyük İskender Pers ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.
Myriandros’un (bugünkü İskenderun) adını değiştirerek
Aleksadria adını vermiş ve bölge kısa bir süre Makedon
hakimiyetine girmiştir.
Büyük İskender’in M.Ö. 323 yılında ölümünden sonra
komutanlarından Seleucus I. Nicator iktidar mücadelesini
kazanarak Seleukoslar dönemini başlatmış ve M.Ö. 300 yılında
Seleucia Pieria, ardından Antiacheia (Antakya) kentleri
kurulmuştur.
M.Ö. 64 yılında Antakya serbest şehir statüsü ile Roma
İmparatorluğuna katıldı ve imparatorluğun Suriye Eyaletinin
başkenti oldu.
M.S. 1. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan Hıristiyanlık,
Kudüs dışında ilk defa Antakya’da yayıldı. Hz. İsa’ya
inananlara ilk defa Antakya’da “Hıristiyan”adı verildi. M.S.
II. yüzyılda Antakya; Roma ve İskenderiye’den sonra
200.000-300.000 nüfusu ile imparatorluğun üçüncü büyük
metropolisi durumunda idi. Şehrin başlıca gelir ve zenginlik
kaynağı ticaret ve ihracat idi. Şehir; saraylara, köşklere,
heykellere, su yollarına, hipodroma, hamamlara ve hatta
kanalizasyon sistemine sahipti.
395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölündü. Doğu Roma
(Bizans) sınırları içinde kalan Antakya 638’de İslam
orduları kumandanı Ebu Ubeyde İbn’ül Cerrah tarafından
fethedildi. Emeviler döneminde (661-750) Antakya Halep’e
bağlandı. Ardından Hatay bölgesi Abbasiler, Tolunoğulları ve
İkşitlerin eline geçti.
944 yılında Kuzey Suriye’de Antakya’yı da içine alan
Hamdanoğulları Devleti kuruldu. 967-969 yıllarında
Hamdanilerle Bizanslılar arasında şiddetli çatışmalar oldu.
Sonunda Antakya Bizans kuşatmasına 969 yılına kadar
dayanabildi. Antakya Bizans İmparatoru Nikephorus Phokas’ın
kumandanlarından Mikhail Burtzes tarafından zaptedildi.
9. ve 10. yüzyıllarda Antakya ve civarına çok sayıda Türk
nüfusu gelerek yerleşmeye başladı. Bunda doğudaki Selçuklu
varlığının büyük etkisi vardı. Sultan Melikşah döneminde
(1072-1092), Kutalmışoğlu Süleyman Bey 1074 yılında önce
Halep’i daha sonra Antakya’yı kuşattı. Vali İsaakios
Komnenos 20.000 altın karşılığında barış yaparak kuşatmayı
kaldırttı. 1084 yılında Antakya Askeri Valisi Philaretes
Urfa’ya gidince kötü yönetim ve baskıdan bıkan halk bunu
fırsat bilip İznik’te bulunan Süleyman Bey'i kente davet
etti. Bunun üzerine Kuzey Suriye’ye bir sefer düzenleyen
Kutalmışoğlu Süleyman Bey 12 Aralık 1084’te Antakya’ya
girdi. Süleyman Bey, Filistin Selçuklu hükümdarı Sultan
Melikşah’ın kardeşi Dımışk Meliki Sultan Tutuş arasında
Halep yakınında yapılan savaşı kaybetti ve öldü. Antakya
Selçuklu Meliki Sultan Tutuş’un hakimiyetine girdi. Büyük
Selçuklu Sultanı Melikşah Kuzey Suriye’de çıkan hakimiyet
kavgasını çözmek için 1086 yılında önce Halep, oradan
Antakya’ya geldi. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah, Tutuş’u
sadece Dımışk (Şam) Meliki olarak bırakıp, Antakya’ya
Yağısıyan’ ı Vali tayin ederek Antakya’yı doğrudan doğruya
imparatorluğa bağladı.
1097 yılında Anadolu’dan Çukurova’ya gelerek İskenderun’u
alan Haçlı orduları 21 Ekim 1097’de Antakya’yı kuşattı. Uzun
süren bir kuşatma sonunda 1098’de Antakya Haçlılar
tarafından zaptedildi. 1. ve 2. Haçlı seferleri sırasında
Suriye Bizanslıların elinden çıktı, bölgeyi mahalli Müslüman
Beyliklerle Latinler paylaştı. Antakya’da Kudüs’e bağlı olan
Dükalık (Antakya Prensliği veya Antakya Kontluğu) kuruldu.
1268 yılında yöreye gelen Baybars komutasındaki Memluk
ordusu Antakya’yı kuşattı ve 18 Mayıs 1268 günü yapılan
hücumla şehre girildi. Memlukluların 1268’de gelişleri ile
171 yıl süren Antakya Haçlı Prensliği sona erdi. Baybars’ın
hükümdarlığı zamanında bölgede Türkmenlerin göç ve
yerleşimleri yoğun olarak gerçekleşti.
14. ve 15. yüzyıllarda Halep, Antep ve Antakya bölgesine göç
eden Türkmen boylarının başında Avşarlar ve Bayatlar
geliyordu. Kuzey Suriye Avşarlarından olan Gündüzoğulları
Amik Ovasında, Köpekoğulları Antep’te ve Özeroğulları
Dörtyol çevresinde yaşamaktaydı.
Osmanlı toprakları genişleyip Memluk sınırlarına ulaşınca
iki devlet arasında savaşlarda başladı. Ard arda yapılan
savaşlar sonunda Memluk ordusu, Osmanlı ordusunu
Çukurova’dan çekmek zorunda bıraktı ve 1490 yılında barış
antlaşması yapıldı.
Antakya ve çevresi 1516 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mısır
seferi sırasında Osmanlı hakimiyetine girdi. Osmanlı
yönetiminde Antakya Halep eyaletine bağlı bir sancak ve bu
sancağın merkezi idi. Sancak beyi tarafından yönetiliyor
idi. Zaman içinde yapılan düzenleme ile Antakya kaza
statüsüne getirilerek, Şam Beylerbeyliğine bağlı olarak
yönetildi.
Kanuni Sultan Süleyman Tebriz seferi dönüşü Aralık 1535’te
Antakya-İskenderun üzerinden Adana’ya geçmiş; daha sonraki
yıllarda 1548-1549 kışını geçirdiği Halep’te iken yaptığı
gezilerin birinde Antakya’ya tekrar uğramıştır. Kanuni
Sultan Süleyman' ın buyruğuyla Belen’de cami, han, hamam ve
imaret yapıldı. Belen' e 250 nefer derbentçi yerleştirdi.
Daha sonraki yıllarda bölgeye 65 hane daha yerleştirilerek
köy haline getirildi. Payas’ta eski kale yeniden yapıldı.
Yine Payas’ta Sokullu Mehmet Paşa tarafından 1568 yılında
yapımına başlanan cami, han, hamam, imaret 1574 yılında
tamamlandı. Ayrıca yapılan iskele ve tersaneyi korumak için
1577 yılında limanın üst tarafına bir kale (Cin Kulesi) inşa
edildi. Derbençi olarak buraya 541 aile yerleştirildi.
1832’de Mısır Valisi Mehmet Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşa
Suriye’ yi fethederek Osmanlı ordusu ile 28 Temmuz 1832 günü
Belen Boğazında (Belen Geçidi) yaptığı savaşı kazanarak,
Adana’ya doğru ilerledi. 1839’da Osmanlılar bölgeyi Halep’e
kadar geri aldılar. Tanzimat’ın ilanıyla Antakya ve
çevresinde idari yapılanmada yeni düzenlemeler
gerçekleştirildi. Antakya Sancağında Kaymakamlık ihdas
edilerek çevresiyle birlikte (Şeyhülhadid, Kuseyr, Karamurt,
Süveydiye, Altunözü, Cebel-i Akra-namı diğer Ordu) Halep
eyaletine, Payas kazası, Uzeyr ve Belen sancakları
çevresiyle birlikte (Bakras nahiyesi, İskenderun, Nahiye-i
Arsuz) Adana eyaletine bağlandı.
I. Dünya savaşında Osmanlı devletine karşı isyan eden
Araplar, İngilizler ve müttefikler ile iş birliği yaparak
Osmanlı devleti aleyhine çalıştılar. İttifak devletleri daha
1916 yılında Sykes-Picot ve Sazanof arasında yapılan
görüşmelerde Osmanlı devleti topraklarını paylaşmışlar;
Güneydoğu Anadolu ve Suriye Fransa, bunun güneyinde kalan
bölgeyi ve Irak’ı İngilizler alacaktı.
30 Ekim 1918’de Osmanlı devleti ile ittifak devletleri
arasında Mondros anlaşması imzalandı. Antlaşma
imzalandığında Türk birlikleri Antakya, Belen Dircemal,
Telrifat hattını korumuş, Mustafa Kemal Paşa komutasındaki
Türk birlikleri 25/26 Ekim 1918 gecesi Halep’i sokak
çatışması yaparak terk edip kuzeye doğru çekilmişlerdir. 27
Ekim 1918 günü Antakya’da Faysal taraftarları hükümet
konağındaki Türk bayrağını indirip Arap bayrağı diye bir
bayrak asarak Arap hükümeti ilan etmişler, fakat Belen’de
bulunan 41. Fırkanın müdahalesi ile 3 Kasım 1918’de
dağıtılmışlardır. Osmanlı Hükümetinin emri ile 41. Fırka, 8
Kasım 1918’den itibaren Anadolu’ya çekilmeye başladı. Son
birlik Belen’den 9 Kasım günü ayrıldı. Yörede Türk askerinin
çekilmesi üzerine 9 Kasım günü bir İngiliz müfrezesi
İskenderun’a çıktı ve oradan Dörtyol’a geçti. Ardından 12
Kasım 1918’de Fransızlar İskenderun’a asker çıkardılar, 15
Kasım 1918 günü de Belen’i işgal ettiler.
27 Kasım 1918 tarihinde merkezi Beyrut’ta bulunan Fransız
Yüksek Komiserliği bir kararname yayınlayarak merkezi
İskenderun olmak üzere Antakya, İskenderun ve Harim’i içine
alan “İskenderun Sancağı” kuruldu. Sancak idaresi bir Vali
tarafından yerine getirilecekti.
7 Aralık 1918 günü Antakya, 11 Aralık 1918 günü de 400
Ermeni’den oluşan bir Fransız taburu Dörtyol’u işgal etti.
19 Aralık 1918 günü Dörtyol’a bağlı Karakese Köyünde
Fransızlara karşı direnişte bulunulmuş ve müfreze köye
giremeyerek 15 ölü bırakarak geri çekilmiştir. 19 Aralık
1918 tarihinde meydana gelen çatışma milli mücadele
tarihimizdeki İLK KURŞUN’dur. Bu tarihten itibaren Kuvay-i
Milliye’ye katılan çeteler ile bölgedeki işgal birlikleri
arasında mücadele ve çatışmalar başladı.
20 Ekim 1921 günü Türkiye ile Fransa arasında Ankara
Antlaşması imzalandı ve buna göre Payas sınır olacak şekilde
İskenderun sancağı sınırlarımız dışında kalıyordu. Fakat
antlaşmaya göre; İskenderun mıntıkasında Türk ırkından
olanların kültürlerini geliştirmek için her türlü kolaylık
sağlanacak, Türk dili resmi dil niteliğine sahip olacaktı.
Ankara Antlaşmasından sonra Türkiye ile Fransa arasındaki
savaş hali sona erdi. Türkiye ile Suriye arasında sınır
çizildi. Dörtyol (Payas dahil) ve Hassa Türkiye sınırları
içerisinde kaldı.
Fransızlar 15 Kasım’da Hassa’yı, 8 Ocak 1922 ‘de Erzin’i, 9
Ocak 1922’de Dörtyol’u boşaltarak güneye çekildiler.
Bu yeni dönemde Antakya, İskenderun ve havalisi halkı
Anayurttan ayrı yaşamaya alışamamışlar, her fırsatta
Türkiye’ye katılma ve kurtulma talebinde bulunmuşlardır.
Nitekim Gazi Mustafa Kemal Paşa 15 Mart 1923’te Adana’ya
geldiğinde Antakyalılar kendisini karşıladılar. Karşılayan
kalabalığın önünde iki levha, dört hanım ve bunların önünde
bir kız vardı. Antakyalı kız (Ayşe Fıtnat Hanım) dokunaklı
bir nutuk söyleyerek “Ey Ulu Gazi bizi kurtar” diye talepte
bulundu. M. Kemal Paşa kıza “Kırk Asırlık Türk Yurdu Düşman
elinde esir kalamaz!” diyerek kurtuluş vaadinde bulundu.
Bundan sonra 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan
antlaşmasında, Ankara Antlaşması ile çizilmiş olan sınır
aynen kabul edildi. Ocak 1925 ve Mayıs 1926’da Gazi Mustafa
Kemal Paşa Dörtyol’u ziyaret etti. Nisan 1934’te resmi
görüşmeler için sancağa gelen Gaziantep Valisi Akif İYİDOĞAN
için muhteşem karşılama yapıldı, halk sevinçten Valinin
makam arabasını havaya kaldırdı.
9 Eylül 1936 tarihinde Fransa Suriye ile antlaşma yaparak
Suriye’ye bağımsızlık verilmesini kabul etti, fakat özel
statüye sahip İskenderun Sancağı’nın durumu göz ardı edildi.
Bu durumda, Türkiye 9 Ekim 1936’da Fransa’ya nota verdi.
Konu; Türkiye ve Fransa arasında alınıp, verilen notalar
sonucunda varılan mutabakata göre Milletler Cemiyetine
taşındı. Atatürk, 1 Kasım 1936’da T.B.M.M’nin açılışında
sancak konusunda devletin tavrını açıkça ortaya koydu.
Ertesi gün Atatürk sancağa “Hatay” adını verdi. Aralık
1936’da şeklini belirlediği Hatay Bayrağını Hataylılara
armağan etti.
Milletler Cemiyeti 14-16 Aralık 1936 tarihinde yaptığı
toplantıda sancağın oturumunu yeniden incelemek için 3
gözlemcinin Sancağa gönderilmesini kararlaştırdı. 1 Ocak
1937 günü Hatay’a gelen gözlemciler incelemelere başladılar.
12 Ocak 1937 günü gözlemcilerin kaldığı Turizm Oteli
(şimdiki Özel Ata Lisesi) önünde 60.000 Türk’ün katıldığı
muazzam bir miting ve yürüyüş yapıldı. Nihayet Milletler
Cemiyeti Konseyi 27 Ocak 1937 toplantısında İskenderun
Sancağı’na bağımsızlık verilmesini kabul etti. Sancak
içişlerinde tam bağımsız, dışişleri, maliye ve gümrük
konularında Suriye’ye bağlı olacaktı.
29 Kasım 1937 tarihinde Milletler Cemiyetine seçilen
komitece hazırlanan “Sancak Statü ve Anayasası” yürürlüğe
girdi. Bundan sonra Milletler Cemiyeti nezaretinde sancak
nüfusunun cemaatlere göre belirlenip, kaydedilmesi için
nüfus tespitine gidildi. Milletler Cemiyetine göre seçimler;
28 Mart ve 12 Nisan 1938‘de yapılacaktı. Seçimlerden önce,
seçmenler cemaatlere göre belirlenecek, bunun ardından
milletvekillerini seçecek, ikinci aşamada seçmenler
seçilecek, üçüncü aşamada milletvekilleri seçilecektir.
Halk arasında “Referandum” olarak bilinen seçim sırasında
Sancak’ta tansiyon yükseldi, cemaatlere göre nüfus
tespitinde Milletler Cemiyetinde yapılan zorlu görüşmeler
sonunda 21 Mart 1938’de kesinleşen karara istinaden, Türk
Tezi doğrultusunda her dileyen Hataylının dilediği cemaat
listesinden yazılması kabul edildi.
Sancakta meydana gelen karışıklıklar ve idarenin Türkler
aleyhine takındığı tavır yüzünden Milletler Cemiyetince
belirlenen seçim takvimi zamanında tamamlanamadı.
Başta; Atatürk’ün takındığı kararlı tavır ve Türk
Hükümetinin girişimleri sonucunda Sancak Umum Valiliğine Dr.
Abdurrahman MELEK, Delegeliğe de Kolonen COLLET getirildi.
Atatürk, 19 Mayıs 1938 günü Ankara’da törenleri izledikten
sonra Ankara’dan, Mersin’e hareket etti ve 20 Mayıs günü
Mersin’de askeri birliklerin geçitlerini hasta olduğu halde
ayakta izledi.
Seçimin güvenli bir ortamda yapılabilmesi için Türkiye ile
Fransa arasında antlaşmaya varılmış ve askeri antlaşma
imzalanmıştır. Bu antlaşmanın uygulama esaslarını belirlemek
üzere Orgeneral Asım GÜNDÜZ Başkanlığındaki askeri heyet 12
Haziran 1938 günü Antakya’ya geldi. 13 Haziran - 3 Temmuz
1938 tarihleri arasında Fransa’nın Suriye Orduları Komutanı
Orgeneral Huntzinger başkanlığındaki Fransız heyeti ile
yapılan görüşmeler sonucunda antlaşma imzalandı. Varılan
antlaşmaya göre Hatay’da güvenlik 6.000 kişilik bir güçle
sağlanacak, bunun 2.500’er kişisi Fransız ve Türk
Kuvvetlerinden, 1.000’er kişisi de Hatay’dan
karşılanacaktır.
Antlaşma gereği Kurmay Albay Şükrü KANATLI Komutasındaki
Türk Kuvvetleri 5 Temmuz 1938 günü Hassa ve Payas’tan iki
koldan Hatay’a girdi.
Türk askerinin Hatay’a girmesinden sonra yeni bir seçim
komisyonu kuruldu ve seçim çalışmalar 22 Temmuz 1938’de
başladı. Cemaatlere göre tescil işleri 1 Ağustos’ta sona
erdi. İkinci seçmen kayıtları 8 Ağustos’ta bitti. 19
Ağustos’ta adayların isimleri ve sayıları belirlenecekti.
Sürenin bitiminde her cemaatten aday sayısını seçilecek
milletvekili sayısına denk olduğu görüldüğünden seçim
yapılmadan adaylar milletvekili oldular. Böylece; 31’i Türk
(9’u Alevi) 2’si Arap, 5’i Ermeni, 2’si Ortodoks 40 mebus
seçilmiş oldu.
2 Eylül 1938 günü Hatay Devleti kuruldu. Hatay Devleti
Meclisi o gün, şimdiki Gündüz Sinemasında toplandı. Meclis
Başkanlığına Abdulgani TÜRKMEN, Devlet Başkanlığına Tayfur
SÖKMEN seçildi. Devletin adı “HATAY” olarak kabul edildi.
Hatay Devlet Meclisi’nin 5 Eylül tarihli oturumunda Devlet
Reisi Tayfur SÖKMEN, Dr. Abdurrahman MELEK’i Baş Vekil
olarak Hükümet Kabinesini kurması için görevlendirdi.
Kurulan hükümet, Meclisin 6 Eylül 1938 tarihli oturumunda
güven oyu aldı. Sancak Anayasası “Hatay Anayasası” olarak
kabul edildi. Devletin adı da “HATAY DEVLETİ” olarak
değişti. Bundan sonraki Hatay Meclisinin düzenleme ve
çalışmalarıyla Hatay Devleti, Türkiye ile münasebetlerini
arttırdı. Sonuçta; Fransa ile Türkiye arasında 23 Haziran
1939'da “Hatay Mıntıkasının Türkiye’ye İadesine Dair” Hatay
Antlaşması imzalandı.
Hatay Millet Meclisi, 29 Haziran 1939 tarihinde olağanüstü
toplanarak “Hatay’ın Anavatana kavuştuğunun bir kararla
tespitini” isteyen 39 imzalı önerge üzerine Hatay Millet
Meclisinin dağıtılması teklifi oybirliği ile kabul etti.
Hatay Devleti Bakanları
7 Temmuz 1939 tarih ve 3711 sayılı Kanunla Hatay Vilayeti
kuruldu. 18 Temmuz 1939 günü Hatay Valiliğine atanan Şükrü
SÖKMENSÜER Hatay’a geldi. 23 Temmuz 1939 tarihinde de
Hatay’da kalan son Fransız birliği Antakya’dan ayrıldı.
Böylece Hatay Devleti’nin anayurda katılma işlemleri
tamamlanmış oldu.
Hatay Tarihinin özet metni; Mehmet TEKİN’in “Hatay Tarihi”
kitabı ile yine Mehmet TEKİN’nin yazmış olduğu “Hatay 2000
İl Yıllığı” kitabındaki tarih bölümünden alınmıştır.
Tarihi
ve Turistik Yerler
Hatay
Hastaneleri
İlçeleri-->Altınözü -
Belen -
Dörtyol -
Erzin -
Hassa -
İskenderun-
Kırıkhan -
Kumlu - Reyhanlı -
Samandağ -
Yayladağı