Kahramanmaraş
2000
Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre, Merkez İlçe şehir
nüfusumuz 326.198, il genelinin toplam nüfusu ise
1.002.384?tür. 1990-2000 döneminde yıllık nüfus artış hızı
%011.4?tür. Nüfusun %46'sı köy ve kasabalarda, geriye kalan
%54?ü de şehirlerde yaşamaktadır. İl genelinde km²?ye düşen
insan sayısı ortalama 70 kişidir. Nüfus yoğunluğu açısından,
Merkez İlçe km²?ye ortalama 157 kişi ile ilimizin en yoğun
nüfusunu barındırmaktadır. En az nüfus yoğunluğu ise km²?ye
14 kişi ile Nurhak ilçemizdedir.
Bir kentin adının yazılı
olduğu dönem, kentin geçmiş kültürüne ait yapıt ve eşyaların
bulunduğu müze, yazılı ve tarihi kaynaklarda kent hakkında
verilen bilgilerin yazıldığı tarih gibi belirgin kaynaklar,
o kentin geçmişe olan derinliği hakkında doğru bilgileri
verecek olan belgelerdir. Bu ölçütler çerçevesinde bir
değerlendirme yapıldığında; Maraş'ın, bugünkü ismi ile
Kahramanmaraş'ın, çok eskiye dayanan tarihi ile önemli bir
kent olduğu görülmektedir. Bu kentin en az 3 bin yıl
öncesine kadar bilinen bir adı, 7 bin yıl öncesine kadar
bilinen bir tarihi vardır.
Maraş kentinin adı ile ilgili en eski, en önemi yazılı
kaynaklar; M.Ö. 9. yüzyıldan başlayıp 8. yüzyılın sonlarına
kadar takip edilebilen Asur metinleridir. M.Ö. 9. yüzyıl
ortalarına rastlayan Asur Krallarından Tiglatplazer
zamanından itibaren başlayıp, II. Sargon zamanına yani M.Ö.
8. yüzyıl sonlarına kadar hüküm süren kralların her yıl
Anadolu'ya yaptıkları askeri seferlerden söz edilen
yıllıklarda, GURGUM krallığı ve bu krallığın başkenti MARKAS
veya MARKASİ'den söz edilmektedir.
Maraş adının Hititlerden geldiğini doğrulayan Asur
kaynaklarında da şehrin adı Markaji şeklinde ifade
edilmektedir. Asur kralı Sargon zamanından kalan Boğazköy
yazıtlarında Maraş'ın adı yer almaktadır. Geç Hitit
Devleti'nin önemli merkezlerinden biri olan Maraş'ın adı bu
dönemde Gurgum olarak belirtilmektedir. Milattan Sonra
(İ.S.) I.yüzyılda Roma İmparatorluğu bölgeyi ele geçirince
Maraş'ın adı Germanicia olarak değiştirilmiştir. Roma ve
Bizans İmparatorluğu döneminde bu adla anılan şehir,
Müslümanlar tarafından fethedilince ilk şekli olan Maraj
ismi kullanılmaya başlanmıştır. Arap alfabesinde “j” harfi
olmadığından şehrin adı Mer'aş şeklinde yazılmıştır. Bu
görüşlerin yanı sıra Maraş adının Arapça “zelzele-titreme”
anlamına gelen “Re'aşa” fiilinden türeyerek “Meraş” şeklinde
yazıldığı da ifade edilmektedir. Osmanlılar döneminde,
bölgede Dulkadiroğulları Beyliği'nin kurulmasından dolayı
şehrin adı, Zülkadir şeklinde de yazılmıştır.
Maraş adının nereden geldiği ve anlamının ne olduğuna dair
birkaç görüş ileri sürülmektedir. Tarihçi Herodot, Maraş
şehrini Hitit komutanlarından Maraj adlı bir askerin
kurmasından dolayı şehre Maraj adı verildiğini
belirtmektedir. Şehrin adı, Hititlerden kalan yazıtlarda
Maraj ve Markasi şeklinde geçmektedir.
Maraş kentinin eski ve köklü bir yerleşim yeri olduğunun en
önemli göstergelerinden biri olan; bir kısmı Türkiye'nin
değişik müzelerinde, bir kısmı da Kahramanmaraş müzesinde
bulunan kültürel kalıntılardır.
Halen İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi'nde sergilenen
Maraş Aslan'ı nadide eserlerin başında gelir. Bazalt'tan
yapılmış bu Aslan, kayıtlara göre Maraş Kalesi'nde
bulunmuştur. Sanatsal özellikleri ile bu Aslan, tam bir
Hitit eseridir. Bu heykelin en dikkat çekici tarafı ise;
üzerinde yer alan Hitit hiyeroglifi ile yazılı uzunca bir
metindir. Bu metin; Maraş tarihinin önemli bir bölümüne ışık
tutmaktadır. M.Ö. 9 yüzyıl'da kenti yönetmiş olan Kral
Halparunda'nın, bu yazıtta, kendi soyunun, babasının,
dedelerinin ve geçmiş kralların adlarını yazarak kraliyet
geçmişi hakkında bilgi vermektedir.
Maraş'ta bulunmuş olan en zengin arkeolojik malzemelerin
mezar taşları olduğu görülmektedir. Maraş'ta bulunmuş olduğu
halde dışarıdaki müzelerde sergilenen birkaç önemli eserden
birisi, Paris Louvre Müze'sinde, birisi İstanbul Arkeoloji
Müze'sinde sergilenmektedir.
Heykel grubu içerisinde bulunan eserlerden; Maraş'ta yaşayan
Hitit halkının güçlü bir aile yapısının olduğu, okuma
yazmanın, ticaretin, bilgi edinmenin önemli bir yer tuttuğu
anlaşılmaktadır. Günümüzde de Kahramanmaraş halkının okumaya
meraklı olması, ilin eğitim seviyesinin yüksek olması ilginç
bir durumdur.
Kentin tarihi ile ilgili en geçerli kaynaklardan ve
belgelerden birisi de yazılı belgelerdir. Yukarıda sözü
edilen; gerek mezar taşları, gerekse Maraş Aslan'ı ve M.Ö.
1370-1335 yılları arasında hüküm süren Hitit Kralı I.
Şuppililuma'nın Karkamış Kralı ile yaptığı anlaşma, bu
yazılı belgeler arasındadır.
Öteden beri kesintisiz bir yerleşim merkezi olan ve her
dönemde önemini koruyan, Gurgum Krallığına başkentlik yapmış
olan Maraş, bu önemini belki de coğrafi konumundan almakta
idi. Sırtını bir yandan Toroslar'a veren, önünde,
içerisinden nehirlerin, çayların aktığı mümbit alüvyon bir
ovanın bulunması, doğudan batıdan, güneyden gelen yolların
kavşağında yer alması Maraş'ı; geçmişten bu yana devamlı
önemli kılmıştır.
1.1 HİTİTLER DÖNEMİ
Hititler, M.Ö. 2000-1200 yılları arasında Anadolu'da
hakimiyet sürdükleri dönemde Maraş bölgesinde de egemen
olmuşlardır. Hititler döneminde bu şehrin adına Maraj ve
Markasi denilmektedir. Hititler döneminde Maraş bölgesinde
Elbistan, Pazarcık ve Türkoğlu ilçeleri sınırları içinde bir
çok yerleşim merkezinin olduğu görülmektedir. Elbistan'ın
Karahöyük harabelerinde yapılan kazılarda; Hititler'in hüküm
sürdüğü bu alanda, Asur ticaret kolonilerine ait çanak,
çömlek, tunç ve kemik kalıntıları ele geçirilmiştir.
Hititlere ait anıtsal yapılara da rastlanmıştır. Elde edilen
eserlerin üzerinde Hitit figürleri görülmektedir.
1.2 ASURLAR DÖNEMİ
M.Ö. VIII. yüzyıl. sonlarında Asur krallarından Sargon II.
zamanında (M.Ö.721-705) Gurgum şehir devleti yıkılmış ve
Maraş bölgesi Asurlulara bağlanmıştır. Asurlular döneminde
şehir, bir ara, Urartuların yönetimine geçmiştir. Yine iki
Türk kavmi olan Kimmerler ve İskitler Anadolu istilâları
sırasında Maraş'ı da ele geçirmişlerdir. Asurlular zamanında
Maraş, ticaret yolları üzerinde bulunması sebebiyle önemini
korumuştur. Kapadokya-Mezopotamya ticareti Maraş üzerinden
sağlanmıştır.
1.3 PERSLER DÖNEMİ (M.Ö. 550-332)
Maraş bölgesindeki Asur egemenliği fazla sürmedi. M.Ö.612
yılında Med devletinin kralı Keyaksases, güney komşusu
Babillerin de yardımı ile Asur başkenti Ninova'yı ele
geçirmiş ve bütün Asur ülkesinin kalelerini yağmalayarak bu
devlete son vermiştir. Bir süre sonra da Güneybatı İran'da
Ahameniş soyundan gelen II.Kiros, Medleri ortadan kaldırarak
İran'da Pers İmparatorluğu'nu kurdu (M.Ö.550). Anadolu'yu
istilaya başlayan II. Kiros, Lidya kralını mağlup ederek
diğer Anadolu şehirleri gibi Maraş'ı da topraklarına kattı.
Pers kralı I. Darius zamanında Anadoludaki istila edilmiş
şehirler idari bölümlere ayrıldı. Maraş şehri de Kapadokya
Satraplığı'nın (Eyalet) sınırları içinde kaldı.
1.4 MEKEDONYA DÖNEMİ (M.Ö. 333-64)
Perslere bağlı Kapadokya Satraplığı hakimiyetinde kalan
Maraş şehri M.Ö.333 yılında İskender İmparatorluğu'na
bağlandı. Makedonya İmparatoru Büyük İskender M.Ö.333
yılında Pers İmparatoru III.Darius'u Issos'da (Ayas-İskenderun)
yenerek bu devleti yıktı ve Maraş'ı da ele geçirdi. Böylece
Maraş şehri Helenizm uygarlığına bağlandı. Afşin, Göksun ve
Maraş'ın geniş ovalarında bu dönemlere ait sikke, sütun
başları ve heykeller bulundu. M.Ö.323'de Büyük İskender
ölünce Makedonya İmparatorluğu, onun generalleri arasında
paylaşıldı ve Maraş şehri de İskender'in generallerinden
Selefkus'un payına düştü. Suriye'yi içine alan Asya Krallığı
topraklarından sayılan Maraş, bir süre sonra Kapadokya
Krallığı'na yeniden bağlandı.
1.5 BÜYÜK ROMA İMPARATORLUĞU DÖNEMİ(M.Ö. 64- MS-395)
M.Ö.192 yılında Romalılar, Anadolu'ya girerek Toroslara
kadar Batı ve İç Anadolu'yu Selefkuslar'ın elinden alarak
kendilerine bağladılar. M.Ö.64 yılına kadar Selefkuslar'a
bağlı kalan Maraş, bu krallığın merkezi Antakya'nın
Romalılar tarafından alınmasıyla bu devletin eline geçti.
Maraş'ı Roma'ya bağlayan komutan Pompeius'tu. Yukarı Suriye
ve Maraş civarında oturan Kommegen'ler, Romalıları bir hayli
uğraştırarak ihtilaller çıkardılar. Bazen bağımsız bazen de
Roma'ya bağlı, başkenti de Samsat olan Kommegene Krallığı,
Maraş bölgesini de yönetti. Bu dönemde Sasanilerin Maraş'a
kadar akınlar yaptığı görülmektedir.
Roma İmparatorluğu döneminde Maraş şehrinin adı Roma
generali Caligula'nın onuruna Germenicia veya Germenika
olarak değiştirildi. Maraş Roma İmparatorluğu döneminde
oldukça gelişti.
Hititlerden kalan Maraş Kalesi, Roma İmparatorluğu zamanında
tamir edildi. Maraş merkeze bağlı Göllü Köyü'nün 2 km.
batısındaki Roma Nekropolü son derece önemlidir. Pazarcık
ilçesine bağlı Evri ve Tilkiler Köyü'nün çevresinde tek
parça kayalara oyulmuş büyük çaptaki su sarnıçları da birer
Roma eseridir.
2. İSLAM-BİZANS MÜCADELESİNDE BİR SERHAT ŞEHRİ KAHRAMANMARAŞ
Hz. Ömer zamanında başlayan fetihler, Antik dünyanın
haritasını birbirine katarak iki büyük imparatorluktan biri
olan Sasani İmparatorluğu'nu tarihe gömmüş, Bizans
İmparatorluğu'nun elindeki Mısır, Kuzey Afrika, Filistin,
Suriye ve Ermenistan'ı koparıp almıştır. İslam orduları
tabii bir set oluşturarak, doğudan batıya doğru uzanan Toros
dağlarına gelip dayanmışlardır. Hz Ömer zamanından Fatih
Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethine kadar, yaklaşık sekiz
asır boyunca müslümanlar, hıristiyan Bizans'la bugünkü
Anadolu topraklarında mücadele etmişlerdir. İslam-Bizans
mücadelesinde, özellikle de ilk üç asırda en kanlı savaşlar,
Toros dağlarının geçitleri arasında ve Tarsus'tan kuzey doğu
istikametine ilerleyerek Adana, Misis, Maraş, Hades, Darande,
Malatya, Kemaliye ve Erzurum'dan Tiflis'e uzanan bölgede
cereyan etmiştir.
2.1 BÖLGENİN TARİHİ COĞRAFYASI
İslam tarihi kaynakları Maraş ve çevresini, Bizans sınır
şehirleri anlamında “Suğur” bölgesi olarak adlandırırlar.
Emevi ve Abbasilerin idari taksimatında bölge;
“Biladi'ş-Şam” ya da “Biladu'r-Rum” içinde ele alınır.
Bundan dolayı bu bölgenin tarihi, Şam bölgesini anlatan
tarih kitaplarında yer alır ve buraya “Suğuru'ş-Şam”,
(Şam'ın hudut boyu) denilir. Bizans sınırı boyunca uzanan
bölge genellikle ikiye ayrılır. Şam'ın kuzeyinde kalan Suğur-u
Şamiyye; Payas, İskenderun, Keferbiya (Ceyhan), Erzen,
Kenisetü's-Sevda, Haruniye, Maraş, Hades Mesisa (Mapsustia),
Aynu Zerba (Anazorbus), Ezine (Adana) ve Tarsus alanını
kapsıyordu. Irak'ın kuzeyinde kalan Suğur-u Cezire ise;
Menbic, Simeysat, Hades (Göynük), Hısn-ı el-Mansur, Malatya
(Melitene) ve Zebetera'yı içine alıyordu. Ancak bu tasnif,
şartlara göre ve idari düzenlemelere göre sürekli değişiklik
göstermiştir. Fakat, Maraş yakınındaki Amanos dağı (Cebelü
Lükam) iki bölgeyi bir birinden ayıran tabi bir çizgi
oluşturduğundan Maraş bu iki bölgenin ayrım noktasında yer
almaktaydı.
2.2 BÖLGENİN MÜSLÜMANLAR TARAFINDAN FETHİ
İslam'ın Bizans ile karşılaşması ilk defa daha Hz. Peygamber
zamanındaki Mute savaşında gerçekleşmişti. Ancak
Müslümanların fetih sürecinde Bizans imparatorluğunun
orduları ile ilk büyük karşılaşma 19/636 yılında meydana
gelen Yermük savaşında olmuştur. Bu savaş, İslam-Bizans
mücadelesinde gerçek bir dönüm noktasıdır. Yermük savaşından
sonra toparlanamayan Bizans orduları ardı ardına Filistin,
Suriye, Mısır gibi doğudaki büyük eyaletlerini kaybetti.
Takip eden üç yıl içerisinde (16/636-19/639), Ebu Ubeyde b.
Cerrah komutasındaki Müslüman orduları bütün Kuzey Suriye'yi
ele geçirerek Antakya, Rakka ve Kınnesrin'i fethettiler.
Maraş'ın ve Toros dağlarının güney eteklerinin fethine
ilişkin ilk teşebbüsler de bu üç yıllık süre içinde
gerçekleşti. Maraş'ın Müslümanlar tarafından fethiyle ilgili
rivayetler belirsizlik gösterdiğinden net bir tarih ortaya
koymak oldukça zordur. Şam bölgesinin fethi ile ilgili
bilgileri en güvenilir ravilerden derleyen Belazurı'ye göre;
Şam bölgesi orduları genel komutanı Ebu Ubeyde b. Cerrah
(ö.19/639), Kuzey Suriye'deki Menbiç'te bulunduğu sırada
(18/638) Halid b. Velid'i Maraş'ın fethine memur etti. O da
şehrin kalesini kuşattı, halkın şehri terk etmesi şartıyla,
savaşsız (sulh yoluyla) olarak kale muhafızlarından teslim
aldı.
Bu seferin kesin tarihi, kaynaklarda zikredilmez, ancak Ebu
Ubeyde, 17/638 yılında Antakya'nın fethinden sonra Gurs ve
Menbiç bölgesini de fethetmişti. Buradan, Iyaz b. Ganem'i bu
günkü Antep yakınlarındaki Duluk ve Ra'ban üzerine gönderdi.
Oradan da Balis şehrine geçilerek fethedildi ve bir muhafız
birliği yerleştirildi. Dolayısıyla Ebu Ubeyde Menbiç'te
bulunduğu sırada Halid b. Velid'i de Maraş üzerine
gönderdiği dikkate alınırsa, Maraş'ın fethi bu yıl
(h.17/638) gerçekleşmiş olmalıdır. Çünkü Ebu Ubeyde'nin
hicri 18/639 yılında, Ürdün'deki ünlü veba salgınında öldüğü
düşünüldüğünde, Maraş ve bölgesinin Müslümanlar tarafından
ilk fethinin h. 18/639 yılından önce, kuvvetle muhtemeldir
ki; 17/638 yılında gerçekleşmiştir. Ayrıca Ebu Ubeyde'nin
Ürdün'de ölümünden sonra bölgedeki komutayı devralan Iyaz b.
Ganem, Habib b. Mesleme el-Fihrı'yi Maraş'tan daha
yukarıdaki Hades (Adata=İnekli) bölgesinin fethine
görevlendirmesi, bu tarihlerde Maraş'ın Müslümanların elinde
olduğunu gösterir.
Yukarıdan beri anlatılanlardan da anlaşıldığı gibi Maraş,
Hititlerden sonra Romalılar ve Bizanslılar tarafından işgal
edilmiş ve Hz. Ömer zamanında da Müslümanlar tarafından
fethedilmiştir.
3. SELÇUKLULAR DÖNEMİ
23 Mayıs 1040 tarihinde Selçuklu ailesinin liderleri Tuğrul
ve Çağrı Beyler Dandanakan Meydan Muharebesi'nde Gazneliler
Devleti'ni mağlup ederek Horasan ve İran'da bağımsız bir
devlet kurdular. Selçuklu Türklerinin bu başarısını haber
alan Türkistan bölgesindeki Oğuz Türkmenleri batıya doğru
hicret ederek İran'a girdiler. Tuğrul ve Çağrı Beyler,
Türkmenleri Anadolu'ya yerleşmeleri için teşvik ettiler.
1018-1021 yılları arasında Çağrı Bey Doğu Anadolu Bölgesi'ne
bir keşif hareketi yaparak Anadolu'nun siyasî, sosyal ve
coğrafî durumu hakkında bilgi edindi. Anadolu, önce Bizans-Sasani,
sonra da Bizans-Müslüman Arap çatışmalarına sahne olmuştu.
Savaş ve istila alanına dönüşen Anadolu topraklarında nüfus
oldukça azalmış ve bu yüzden Türklerin yerleşebilecekleri
bir alan haline gelmişti. Bu bilgileri elde eden Çağrı Bey,
Maverâünnehr'e dönerek kardeşi Tuğrul Bey'e durumu arz etti.
Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in 1047 de batıya doğru
hareketiyle Türkmenler Anadolu'ya doğru girmeye başladılar.
Tuğrul Beyin amcaoğlu İbrahim Yinal komutasındaki Selçuklu
ordusu 1048 yılında, Erzurum yakınlarında, Bizans ve Gürcü
ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zaferin arkasından
kazanılan 1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu'nun kapısı
Türklere açıldı. Malazgirt kahramanı Alparslan, Anadolu'nun
fethi için büyük kumandanlarını görevlendirdi.
Maraş bölgesinde 1021 yılı öncesi Rumlar, Süryaniler ve
Nasturiler yaşamaktaydı. Ancak bu tarihte Bizans İmparatoru
II.Vasil, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yaşayan ve Rumlarla
aralarında mezhep kavgaları olan Ermenileri Kayseri, Sivas
ve Malatya civarlarına göçürmüştü. Selçukluların Maraş
bölgesini fethetmesinden önce burada Ermeni nüfus artmış ve
bölge Bizans'a bağlı Ermeni valiler tarafından yönetilmeye
başlanmıştı. O sıralar Bizans'ın Ortodoks mezhebini empoze
etme baskılarına maruz kalan Ermeniler, Bizans'a karşı
direnişe geçerek, Türklerin bölgeyi fethini kolaylaştırıcı
yardımlarda bulundular.
Bu sırada Maraş, Malatya, Harput, Palu, Elbistan, Tarsus ve
Urfa'yı içine alan Ermeni asıllı Bizans komutanı Philaretos
Brachmins, Bizans'a bağlılığını reddederek bir Ermeni
prensliği kurdu ve Philaretos İslâmiyet'i kabul ederek
Melikşah'ın vasalı oldu. Bu yüzden Bizans ve Ermeni
kaynakları onu döneklikle suçlarlar.
1075'de İznik'i ele geçirerek Anadolu'da, Büyük Selçuklulara
bağlı bir devlet kuran Süleyman Şah, Emir Buldacı
komutasında bir orduyu Maraş ve Elbistan bölgesine gönderdi.
1086 yılında Emir Buldacı tarafından Maraş ve Elbistan
bölgesi fethedilerek Anadolu Selçuklu Devleti'ne bağlandı.
Bu tarihten 1097 yılına kadar Türklerin elinde kalan Maraş,
Haçlı istilasına uğradı. 1097 yılında Maraş'ı ele geçiren
Haçlılar, burada Katolik Kilisesi ve Latin Piskoposluğu
kurarak Antakya'ya doğru ilerlediler. Elbistan'ı da ele
geçiren Haçlılar burada da bir Haçlı Prensliği kurdular.
1100 yılında Antakya Prensi Bohemond Malatya'yı işgal etmek
için kuzeye doğru ilerlerken Maraş ovasında Danişmend Gâzi
tarafından mağlup ve esir edildi. Bu tarihte Maraş Türklerin
eline yeniden geçti. 1103 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı
I.Kılıçarslan, Danişmend Gâzi'yi mağlup ederek Maraş'ı
Anadolu Selçuklularına bağladı. Ancak; kısa süre sonra Maraş
yeniden Haçlıların eline geçti. I.Kılıçarslan 1105 yılında
şehri alarak vezir Ziyaeddin Muhammed'e bağış olarak verdi.
1107 yılında Kılıçarslan'ın ölümünden sonra Maraş yeniden
Haçlıların eline geçti. Burada bir Latin Senyörlüğü kuruldu.
Şehir bazen Antakya Haçlı Kontluğu'na bazen de Urfa Haçlı
Kontluğu'na bağlandı. 1114 yılında Maraş'ta büyük bir deprem
oldu. Bu depremde şehir tamamen yıkıldı ve 40.000 kişi öldü.
Türklerle Haçlılar arsında sık sık el değiştiren Maraş
şehrine 1136 tarihinde Danişmendliler hakim oldular. Bizans
İmparatorunun Haçlılara yardım etmesi ile Maraş yeniden
Hıristiyanların eline geçti. Danişmendlilerin Anadolu'daki
nüfuzuna son veren I.Mesud 1144 yılında Elbistan'ı, 1150'de
de Maraş'ı alarak Anadolu Selçuklularına bağladı. I.Mesud
Maraş bölgesini, gelecekte Selçuklu Sultanı olacak olan oğlu
II.Kılıçarslan'a verdi. Bu tarihten sonra Maraş üzerinde
Musul Atabegi Nureddin Mahmud Zengi ve II.Kılıçarslan
arasında çekişme başladı. Nureddin Mahmud Zengi 1172'de
Maraş'ı aldı. Ancak Selçuklulara geri iade etmek zorunda
kaldı. Bu arada Maraş, Haçlıların yardımıyla Kilikya'da bir
prenslik kuran Ermenilerin sık sık saldırılarına maruz
kaldı.
1174 yılında Zengiler devletinin yıkılmasından sonra onların
topraklarına sahip olan Mısır Sultanı Selahattin Eyyubi,
Maraş bölgesine sahip olmak için Selçuklularla mücadeleye
girişti. I.Kılıçarslan, bir yandan Kilikya Ermeni
saldırısına, bir yandan da Antakya Haçlılarının
saldırılarına karşı Maraş'ta bir uç beyliği kurdu.
Komutanlardan Emir Hüsamettin Çoban'ı bu beyliğin başına
getirdi. 1180 yılının sonlarında kurulan bu beylik, şehir
1259 yılında Ermenilerin eline geçinceye kadar devam etti.
Hüsameddin Çoban'dan sonra bu beyliğin başına oğlu İbrahim,
daha sonra da onun oğlu Nusrettin Hasan Bey geçti. 1234
yılına kadar Maraş Emirliği'nde kalan Hasan Bey zamanında
Maraş yeniden imar edildi ve gelişti. Bugün Afşin ilçesi
sınırları içerisinde olan Ashâbü'l-Kehf'te bulunan
kervansaray, tekke ve cami Hasan Bey tarafından yaptırıldı.
Nusreddin Hasan Bey zamanında Maraş üzerine saldıran
Ermenilerle mücadele edildi.
Hasan Bey'in ölümünden sonra Maraş Emirliği, sırası ile;
oğulları Muzaferüddin ve İmadeddin'e geçti. 1240 yılında
Anadolu'nun siyasî, sosyal ve ekonomik tarihinde önemli rol
oynayan Baba İshak İsyanı, Maraş civarında oldukça etkili
oldu. Ayrıca Maraş, Elbistan ve Malatya üçgeni arasında
yerleşen Ağaçeri Türkmenleri, Selçuklu Devleti'ne karşı
isyan ettiler. Zaten 1243 yılında Anadolu Selçuklu Devleti,
Moğollara Kösedağ Savaşı'nda yenilerek onların hakimiyetine
girmişti. Moğol hakimiyeti döneminde diğer Anadolu şehirleri
gibi Maraş'ta da asayiş ve düzen bozuldu. Bir yandan
Ermenilerin saldırıları, bir yandan Ağaçerilerin isyanı,
diğer yandan da Moğolların akınları sebebiyle Maraş'taki
Selçuk idaresi çöktü ve 1259 yılında Maraş Valisi İmadeddin
şehri terk edince Kilikya Ermenileri Maraş'ı ele geçirdiler.
Ermeni Prensi Hetum İlhanlı Hükümdarı Hülagu ile anlaşarak
bölgenin hakimiyetinin kendisine verilmesini sağladı. 1277
yılında Mısır Türk Memlukluları Sultanı Baybars Elbistan'da
Moğol ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bölgeyi
Moğolların elinden almasına rağmen Selçukluların desteğini
elde edemeyen Baybars, çekilmek zorunda kaldı.
1296 yılına kadar Kilikya Ermeni Prensliği'nin elinde kalan
Maraş, Mısır Türk Memlukluları tarafından fethedildi. 1337
yılında Maraş ve Elbistan'da kurulan Dulkadiroğulları
Beyliği kuruluncaya kadar Memlukluların Halep Valiliği'ne
bağlı kaldı
Selçuklu fethiyle birlikte Anadolu Türkleşmeye ve
İslâmlaşmaya başladı. Doğudan gelen Türkmen aşiretleri Maraş
bölgesine de yoğun olarak yerleştiler. Dulkadiroğlu Beyliği
öncesi, Memluk idaresi boyunca bölgede Türkmen nüfusu
oldukça arttı ve bu sebeple Maraş bölgesine Vilayet-i
Türkman, Türkmen İli gibi isimler verildi. Hatta günümüz
tarihçilerinin bir kısmı Maraş bölgesini Türkmen deposu
olarak ifade etmektedirler
4. DULKADİROĞLU BEYLİĞİ DÖNEMİ
XIII. yüzyıl sonlarında Halep ile Antep arasındaki bölgeye
yerleşen Bozok Türkmenleri, Memlukluların fetihlerinden
sonra Antep'ten Elbistan'a kadar uzanan bölgeleri ele
geçirdiler. Bunlar Antakya'dan başlayıp kuzey-doğu yönünde
Maraş'a kadar uzanan Amanos Dağları'nın doğu vadisinde kışı
geçirirler, yaz gelince de vadinin kuzeyinde Binboğa'lar,
Berit, Nurhak, Akçadağ ve Tohma Vadisi ile çevrili yaylalara
çıkarlardı. Bu Türkmenler, Oğuzların Bozok koluna mensup
Bayat, Afşar ve Beydili beyleri idi.
Dulkadiroğulları Beyliği'ni kuran Türkmenlerin hangi boydan
geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Fakat Dulkadir
halkının çoğunluğunun Bayat boyuna mensup Türkmenler olduğu
tahmin edildiğinden beyliğin kurucularının da Bayatlar
olması mümkündür.
Mısır ve Suriye'ye sahip olan Memluk Sultanı en-Nasır
Muhammed b.Kalavun, Suriye sınırlarının güvenliğini sağlamak
amacıyla Dulkadirli ailesinden Zeyneddin Karaca'ya hilat ve
hediyeler vererek onu 1337'de Elbistan naipliğine atadı.
Böylece Dulkadir Beyliği kurulmuş oldu.
Dulkadir Beyliği Memluklulara bağlı olmasına rağmen
Zeyneddin Karaca Bey, Memlukluların taht kavgalarından
istifade ederek bağımsız hareket etmek istedi. Böylece
beyliğinin sınırlarını Halep'e doğru genişletmeye çalıştı.
Zeyneddin Karaca Bey, bir yandan topraklarını Suriye'ye
doğru genişletirken bir yandan da kuzeye doğru Eretna
Devleti topraklarına akınlarda bulundu. Melik Zahir unvanını
alan Karaca Bey, 1348 yılında bağımsızlığını ilan etti.
Fakat 1353 yılında Memluklulara yenilen Karaca Bey,
Kahire'de idam edildi.
Zeyneddin Karaca Bey'in idam edilmesinden sonra yerine oğlu
Halil Bey Dulkadir Beyi oldu. 1354 yılından 1386 yılına
kadar Dulkadir Beyi olan Halil Bey zamanında, beyliğin
hudutlan Zamantı'dan (Pınarbaşı) Harput'a kadar genişledi;
Halil Bey de babasının politikasını takip ederek
bağımsızlığını ilan etmek istedi ise de Memluklular buna
izin vermediler. Dulkadir Beyliği'ne fitne sokarak Halil
Bey'i 1386'da kendi yakınlarına öldürttüler. Halil Bey'in
öldürülmesinden sonra Dulkadir Beyliği'nin başına Sevli Bey
geçti. Sevli Bey zamanında Memluklular, Dulkadir Beyliği
arazisine hâkim olmak istediler. Bu yüzden iki taraf
arasında birçok savaş oldu. Dulkadirlilerin bu savaşlarda
başarılı olmaları nedeniyle Memluklu Sultanı Berkuk, Sevli
Bey'in beyliğini tanımak zorunda kaldı. Sevli Bey
topraklarını genişletmek için Memluklu topraklarına ve
Kilikya Ermenileri üzerine akınlar yaptı. Sevli Beylin
Memluklular için tehlikeli olmaya başladığını gören Berkuk,
1398 yılında bir suikast düzenleterek onu ortadan kaldırdı.
Sevli Beylin öldürülmesinden sonra yerine oğlu Sadaka,
Dulkadirlilerin başına geçmesine rağmen amcasının oğlu
Nasreddin Mehmet Bey. 1399'da Dulkadirlilere hakim olabilmek
için Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezıt'den yardım istedi.
Nasreddin Mehmed Bey, Yıldırım Bayezıt'in desteği ile
Dulkadir Beyi oldu. Bundan dolayı Osmanlılar ile Memluklular
arasında 1515 yılına kadar devam eden Dulkadir Beyliği
üzerindeki hakimiyet mücadelesi başladı. Nasreddin Mehmet
Bey, Timur'un Anadolu'yu istilası sırasında ona karşı
çıkarak Osmanlı yanlısı bir politika izledi. Bu yüzden Timur
kuvvetleri Elbistan'a doğru yürüyerek burayı tahrip ettiler.
Nasreddin Mehmet Bey bir yandan varlığını devam ettirebilmek
için Osmanlılardan yardım alırken bir yandan da
Memluklularla dostane ilişkiler kurdu. Uzun yıllar Dulkadir
Beyi olan Nasreddin Mehmet Bey 1442 yılında öldü.Nasreddin
Mehmed Bey'in ölümünden sonra Dulkadir Beyliği'nin başına
Süleyman Bey geçti. Onun zamanında Dulkadir Osmanlı
ilişkileri gelişti. Süleyman Bey kızı Sitti Mükrime Hatun'u
II. Murad'ın oğlu II. Mehmed'e (Fatih'e) verdi. Diğer kızım
da Memluk Sultanı Zahir Çakmak'a verdi. iki büyük devletle
akrabalık bağı kurarak beyliğine Karamanoğullan ve
Akkoyunlulara karşı savunmak için destek sağladı.
Alaüddevle Bozkurt Bey'in babası olan Süleyman Bey, Maraş'ta
bulunan Ulu Camii'yi yaptırdı. Süleyman Bey'in 1454 yılında
ölümünden sonra yerine oğlu Melik Arslan, Dulkadir Bey'i
oldu. Onun zamanında Dulkadirliler ile Akkoyunlular arasında
savaşlar çıktı. Dulkadirlilerin elinde bulunan Harput
(Elazığ) Uzun Hasan tarafından alındı ve Dulkadirlilerin
başkenti Elbistan, Akkoyunlu ordusu tarafından tahrip
edildi. Memluklu Devleti ile arası açılan Melik Arslan Bey,
Memluklu Sultam Hoşkadem'in bir fedaisi tarafından
Elbistan'da camide ibadet ederken 1465'de öldürüldü.
Melik Arslan'ın öldürülmesinden sonra kardeşi Şahbudak Bey
Dulkadir Bey'i oldu. Ancak kardeşinin öldürülmesinde rolü
olduğu gerekçesiyle kendisine halk tarafından itibar
edilmedi. Bu arada Fatih'in desteğini sağlayan Şehsuvar Bey,
Dulkadir Beyliğini 1466'da ele geçirdi.
Fatih'in yardımı ile Dulkadirlilerin başına geçen Şahsuvar
Bey, üzerine gönderilen üç Memluklu ordusunu mağlup etti.
Fakat Şehsuvar Bey, kazandığı zaferlere güvenerek
Osmanlılara cephe aldı. Bunun üzerine Fatih sağladığı
desteği çekti. Bu yüzden Şehsuvar Bey, Memluklulara karşı
direnemedi ve 1472 yılında yakalanarak Kahire'ye götürüldü.
Memluklu Sultanı Kayıtbay'ın emriyle Züveyle Kapısında aynı
yılda idam edildi.
Memluk Sultanı Kayıtbay'in desteği ile Şahbudak Bey ikinci
kez Dulkadir Beyi olarak tayin edildi. Ancak Osmanlı Sultanı
Fatih, yanında bulundurduğu Şahbudak Bey'in kardeşi
Alaüddevle Bozkurt Bey'e destek vererek Onun Dulkadir
Beyliği'ni 1480'de ele geçirmesini sağladı. Alaüddevle
Bozkurt Bey, ilk yıllarında, Osmanlı'ların yanında yer aldı.
Üzerine gönderilen Memluk Ordularını mağlup etti. Dulkadir
Beyliği yüzünden Osmanlı-Memlük ilişkileri bozuldu.
Çukurova'da hakimiyet mücadelesi yüzünden başlayan Osmanlı-Memlük
savaşları 1485-1491 yılları arasında devam etti. Alaüddevle
Bey, kızı Ayşe'yi II. Bayezit'e verdi. Bu evlilikten Yavuz
doğdu. Böylece Alaüddevle Bozkurt Bey, Yavuz'un dedesi oldu.
Alaüddevle Bozkurt Bey, Memlük ve Osmanlı toprakları
arasında kalan beyliğinin devam edebilmesi için her iki
devlet ile de yakın ilişkiler içine girdi. izlediği denge
politikası ile uzun yıllar beyliğin başında bulundu.
Ancak 1501'de Tebriz'de kurulan Türk Safevi Devleti ile
mücadele etmek zorunda kaldı. Safevi hükümdarı Şah İsmail
Anadolu'yu ele geçirmek istiyordu. Dulkadir topraklarına
giren Şah İsmail 1507 yılında Elbistan'ı aldı ve burayı
baştanbaşa tahrip ederek Maraş'ı da ele geçirdi. Şah
İsmail'in çekilmesinden sonra Alaüddevle Bey Maraş ve
Elbistan'ı yeniden ele geçirdi. Ancak Elbistan öyle tahrip
edilmişti ki bu yüzden başkenti Maraş'a taşıdı. Bundan sonra
Alaüddevle Bey, Osmanlılara karşı Memlukluların yanında yer
almaya başladı. Hatta, ezeli düşmanı Şah İsmail'in üzerine
Yavuz'un düzenlediği Çaldıran Seferi'ne çağrıldığı halde
katılmadığı gibi Şah İsmail ile de ittifak kurdu. Alaüddevle
Bey, Yavuz'un yanında bulunan kardeşi Şehsuvar Beylin oğlu
Ali Bey'in Osmanlılar tarafından desteklenmesini hoş
görmüyordu. Bu yüzden Çaldıran Savaşı'na giden Osmanlı
ordusunun iaşe yollarını keserek teçhizatlarını
yağmalattırdı.
Yavuz Sultan Selim 1514 yılında kazanılan Çaldıran
zaferinden sonra Dulkadir Beyliğini ortadan kaldırmak için
harekete geçti. Kayseri sancak beyliğine getirilen
Şehsuvaroğlu Ali Bey'e Dulkadir toprakları alındığı takdirde
kendisine verileceği vaat edildi. 1515 'te Ali Bey ve Rumeli
Beylerbeyi Sinan Paşa, Alaüddevle Bey üzerine gönderildi. 13
Haziran 1515'te Göksun yakınlarında Turna Dağında Osmanlılar
ile Dulkadirliler arasında yapılan savaşta Alaüddevle Bey
yenilerek dört oğlu ile birlikte idam edildi. Böylece
Dulkadiroğulları Beyliği fiilen sona erdi. Yaklaşık 180 yıl
devam eden Dulkadiroğulları Beyliği, Osmanlıların,
Anadolu'da sınırlarına kattıkları son beyliktir.
Dulkadiroğulları Beyliği; Kırşehir-Bozok-Kayseri-Pınarbaşı,
Elbistan, Harput-Maraş-Kadirli-Antep gibi geniş bir alanda
hakimiyet sürmüştü. Sözü edilen bu şehirlerde
Dulkadiroğullarından kalma birçok camii, kale, medrese,
mescit vs. eserlere rastlanmaktadır.
5.OSMANLI DÖNEMİ
1515 Yılında Maraş ve çevresi Osmanlılar tarafından
fethedildi. Ancak Dulkadiroğulları Beyliği'ne hemen son
verilmedi. Yavuz Sultan Selim Dulkadir topraklarının
idaresini Şehsuvaroğlu Ali Bey'e verdi. Ali Bey'in Dulkadir
Beyi mi yoksa Osmanlı Devleti'nin bir valisi mi olduğu
açıkça belli değildi. Şehsuvaroğlu Ali Bey, Maraş ve
Elbistan civandan asker toplayarak Yavuz'un Memluklular
üzerine yaptığı seferlere katıldı. 1516 yılında Nizip
civanda Mercidabık Savaşında, Osmanlı ordusu Memluklu
ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Memlük Sultanı Kansu
Gavri yenilginin üzüntüsünden öldü. Onun yerine Tomanbay
Memluklu Sultanı oldu. Ali Bey bu savaşın kazanılmasında
büyük kahramanlıklar gösterdi. Antep ve çevresinin Osmanlı
topraklana katılmasında etkili oldu. Ali Bey, Osmanlı
ordusunun Suriye ve Mısır'a seferi sırasında Osmanlılara
kılavuzluk yaptı. 1517 yıllarında Kahire önlerinde Ridaniye
Savaşı'nın kazanılmasında büyük rol oynayan Ali Bey,
Yavuz'un güvenini kazandı. Yavuz Sultan Selim, Memluklu
Sultanı Tomanbay yakalanınca onu Ali Bey'e teslim etti. Ali
Bey'in babası Şehsuvar, Kahire'nin Babü'z-Züveyle'de idam
edilmişti. Babasının intikamını almak isteyen Ali Bey,
Tomanbay'ı aynı yerde idam ettirdi. Mısır seferi dönüşünde
Yavuz İstanbul'a giderken Ali Bey de Maraş'a döndü. Beyliğin
merkezini Maraş'tan tekrar Elbistan'a taşıyan Ali Bey,
kendisini bağımsız bir devletin hükümdarı gibi görerek
Osmanlı Devleti ile dostça geçindi. Osmanlıların her yerde
yardımına koştu. 1519 yılında eski Dulkadir toprakları olan
Bozok (Yozgat)'da ortaya çıkan Celâl'in Osmanlılara karşı
isyanını bastırarak, Celâl ve adamlarını ortadan kaldırdı.
1521 tarihinde Suriye'de Osmanlı Devleti'ne karşı Memluklu
Devleti'ni yeniden kurmak için Canberdi Gazali büyük bir
isyan başlatmıştı.Bu isyanı bastırmakla görevlendirilen
Osmanlı komutanı Ferhat Paşa'yı beklemeden Canberdi
Gazali'nin üzerine yürüyen Ali Bey, onu mağlup ederek
katletti. Bu durum Ferhat Paşa'nın Ali Bey'i kıskanmasına ve
rahatsız olmasına neden oldu. Ali Bey Osmanlılara bağlılık
göstermesine rağmen kendini bir hanedan gibi görüyordu.
Osmanlı Devleti ise onu bir sancak beyi olarak kabul
ediyordu. Mısır ve Suriye'yi fetheden Osmanlıların
toprakları arasında bağımsız bir devleti kabul etmesi asla
mümkün değildi. Dulkadirli topraklarında Ali Bey'in bazı
uygulamalarından rahatsız olan halkın, Padişaha şikayetleri
üzerine, Osmanlı, Devleti, teftiş memurları gönderdi. Ali
Bey içişlerine karışıldığını düşünerek gönderilen
müfettişleri derhal katlettirdi. Bu olay iki taraf arasında
bardağı taşıran son damla oldu. Ali Bey'i kıskanan ve ona
muhalif olan Ferhat Paşa, Kanuni'den, onun katline dair bir
ferman aldı. İran seferi bahanesiyle Tokat'a çağırtılan Ali
Bey, Artukova'da (Artova) oğulları ile birlikte 1522'de
katledildi. Böylece Dulkadiroğuları Beyliği tamamen
Osmanlılara bağlandı. Dulkadiroğulları Beyliği topraklarına
bağlı olan Maraş ve Bozok ayrı ayrı bağımsız sancak haline
getirildi. 1537 yıllında Dulkadir Eyaleti kuruldu. Maraş
merkez olmak üzere Antep, Sis ve Bozok da bu eyalete sancak
olarak bağlandı. Maraş'ın Osmanlı topraklarına katılmasından
sonra burada görev yapan Osmanlı idarecilerine karşı sık sık
isyanlar çıktı. 1526 yılında Şöklenoğlu Musa isyanı oldu. Bu
isyanın arkasında Atmaca adlı bir kişi vardı. Etrafına
topladığı insanlarla isyan etti. Atmaca, Karaman Beylerbeyi
Hürrem Paşa'yı yenilgiye uğrattı. Sivas Beylerbeyi Hüseyin
Paşa da Atmaca karşısında mağlup oldu. Oldukça kapsamlı
olarak ortaya çıkan bu isyana Dulkadirlilerden birçok insan
katıldı. Atmaca isyanının bastırılmasından sonra Dulkadirli
ailesinden Zünunoğlu ayaklandı. Zünunoğlu Osmanlılara
yenilerek İran'a kaçtı. Aynı yıllarda Maraş ve Elbistan
çevresinde, Kalender Çelebi, etrafına 30.000 kişi toplayarak
büyük bir isyan çıkardı. Topraklan ellerinden alınmış
Dulkadirlilerden birçok insan bu isyana katıldı. Sadrazam
İbrahim Paşa, Dulkadirlilere eski dirliklerinin verileceğini
vaat ederek bu isyanın bastırılmasını sağladı.
Yavuz Sultan Selim 1514 yılında Çaldıran Zaferi'ni
kazandıktan sonra, Doğubeyazıd civarındaki Türkmen
aşiretlerinden Bayazıdlı ailesini Maraş'a yerleştirdi. Bu
aile Maraş'a yerleştikten sonra Dulkadirliler ile
Bayazıdlılar arasında büyük çekişmeler oldu. Osmanlı
Devleti'nin desteğini elde eden Bayazıdlı ailesi Maraş
tarihinde önemli rol oynadı. Bu aileden birçok kişi Maraş'ın
idaresinde etkili oldu. Ailenin lideri İskender Bey'e
Çavuşbaşılık rütbesi verilmesi ile Maraş'ta bu ailenin
nüfuzu uzun yıllar devam etti. Bayazıdlı ailesinden birçok
kişi gerek Maraş'ta, gerekse Osmanlı ülkesinin diğer
yerlerinde önemli görevler üstlendiler. Dulkadir ailesi ise
tamamen devlet idaresinden tasfiye edilemedi. Bu sebeple iki
nüfuzlu aile arasındaki çekişme XIX. yüzyıla kadar devam
etti. Dulkadiroğulları döneminde Maraş ve Elbistan, beyliğin
önemli merkezlerindendi. Bu yüzden bu iki şehirde önemli
siyasi, ekonomik ve kültürel gelişmeler oldu. Ancak Maraş ve
Elbistan, Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra diğer
Anadolu şehirlerinden biri haline geldi ve eski stratejik
önemini kaybetti.
Kanuni döneminde Maraş bölgesinde birçok isyan hareketleri
görüldü. Bilhassa Celâli İsyanları olarak adlandırılan bu
ayaklanmalar bölgenin tahrip olmasına neden oldu. Bu yüzden
yıkılan ve harap hale gelen Maraş Kalesi, Kanuni zamanında
önemli bir onarım geçirdi. 1570 yılında, Osmanlı ordusunun
Kıbrıs seferine Maraş Beylerbeyi Mustafa Paşa da katıldı.
Mustafa Paşa, Maraş'tan topladığı askerler, ve 500 süvari
ile Magosa istikametine gönderildi. Kıbrıs'ın fethi için
Maraş'tan götürülen askerler önemli başarılar kazandılar.
Kıbrıs'ın fethinden sonra Anadolu'nun diğer şehirlerinden
olduğu gibi Maraş'tan da Türkler adaya yerleştirildi.
Anadolu'dan Kıbrıs'a yerleşen Türkler ikamet ettikleri
yerlere, geldikleri yerlerin adlarını verdiler. Adaya ilk
çıkan Maraşlı göçmenler, Magosa Limanı'nın hemen güneyine
yerleşerek bugünkü Maraş şehrine isimlerini verdiler. XVI.
Yüzyılın sonları ile XVII. yüzyıl başlarında Büyük Celâli
karışıklığı olarak adlandırılan isyanlar sırasında, Maraş
bölgesinde de birçok olaylar meydana geldi. 1599'da çıkan
Karayazıcı isyanı sırasında Maraş bölgesi eşkıyanın eline
geçti. Maraş'ı ele geçiren Karayazıcı, şehri yakıp yıkarak
Urfa'ya doğru kaçtı. Sokulluzade Hasan Paşa, Karayazıcı'nın
adamlarını Göksun ve Elbistan arasında etkisiz hale getirdi.
Bu savaşta isyancıların sayısı 30.000'i buluyordu. Bu
nedenle isyanlar sırasında şehirler ve köyler boşaldı. Can
güvenliği kalmayan halk ya dağlara kaçtı ya da Celâlilere
katılmak zorunda kaldı. Hatta 1602 yılında Erzurum
Beylerbeyi Mehmet Paşa, İstanbul'a yolladığı arzda Maraş
halkından olup da topraklarını terk ederek Çıldır, Kars ve
Gürcistan'a doğru kaçan büyük bir kalabalık olduğunu
bildirdi. 1606 yılında Kuyucu Murat Paşa, Celâli isyanlarını
bastırmakla görevlendirilince, Maraş Beylerbeyi de ona
yardımda bulundu. Celâlilerin ileri gelenlerinden
Canbulatoğlu etrafında toplanan isyancılar Amik Ovası'nda
etkisiz hale getirildi. Maraş bölgesinde etkili olan
isyanlardan biri de Kalender Çelebi isyanıydı. 1608 yılında,
Kalender Çelebi Maraş ve Göksun civarına geldi. Kuyucu Murat
Paşa, Göksun Boğazı'nda Kalender Çelebi'yi ağır bir
yenilgiye uğrattı. 1622 yılında Maraş Türkmenlerinden
Trablusşam Valisi Seyfioğlu Yusuf Paşa, Genç Osman'ının
katledilmesini bahane ederek isyan etti. IV. Murat döneminde
Maraş bölgesinde meydana gelen olaylardan biri de Abaza
Mehmet Paşa isyanına Maraş Beylerbeyi Kalavun Yusuf Paşa'nın
katılmasıydı. Abaza Mehmet Paşa'nın bu isyanı, devletle
barışıp anlaşması ile sona erdi.
1654'de Seydi Ahmet Paşa Maraş valisi olarak atandı.
Sadrazam İbşir Paşa tarafından kışkırtılan Ahmet Paşa daha
sonra Anadolu valiliğine atandı. 1657'de Maraş valiliğine
atanan Şam valisi Siyavuş Mustafa Paşa, Sadrazam olmak için
çeşitli entrikalar çevirdi. Bu yüzden Köprülü Mehmet Paşa
onu valilikten azlederek İstanbul'da idam ettirdi. Köprülü
Mehmet Paşa, İsmail Paşa'yı Maraş'a göndererek burada asayiş
ve düzeni yeniden sağlandı. Maraş'ın dağlık Zeytun
bölgesinde bulunan Ermenilerin isyan etmeleri sebebiyle
üzerlerine, 1780'de Maraş Valisi Ömer Paşa gönderildi.
Zeytun'u kuşatan Ömer Paşa Ermenilerle girdiği çatışmada
Şehit oldu. 1782 yılında Maraş valiliğine atanan Ali Paşa
Ermenilerle yaptığı çatışmada geri çekilmek zorunda kaldı.
1808 yılında Maraş valiliğine Kalender Paşa atandı. Kalender
Paşa Zeytun eşkıyasını etkisiz hale getirerek bölgede düzeni
sağladı. Bayazıdlı ailesinden olan Kalander Paşa, daha sonra
bu görevinden alındı. Bir müddet sonra affedilen Kalender
Paşa, Kuşadası Muhafızlığı'na atandı ve 1822 yılında öldü.
Kalender Paşa'dan sonra Maraş valiliğine Ahmet Şerif Paşa ve
bundan sonra da Derviş Hasan Paşa atandı.1879 yılında Maraş
civarındaki Zeytun Ermenilerinin isyanı üzerine, Yozgat
Ayanı Çapanoğlu Celâl Mahmut Paşa, Ermenilerin üzerine
kuvvet gönderdi ise de bir sonuç alınamadı.
1835-1839 yıllan arasında Maraş valiliği görevinde Bayazıd
oğullarından Kalender Paşa'nın oğlu Süleyman Paşa
bulunmaktaydı. Bunun zamanında Osmanlı Devleti'ne isyan eden
Mehmet Ali Paşa'nm oğlu İbrahim Paşa Maraş'ı ele geçirdi.
Antep üzerinden, Kapıçam mıntıkasından Maraş'a giren İbrahim
Paşa 40.000 kadar askerle Maraş'a girerek burayı işgal etti.
79 ay kadar Maraş'ta kalan İbrahim Paşa'nın zamanında
Maraş'ta güvenlik sağlandı. İbrahim Paşa yapılan anlaşma
sonucu Maraş'tan çekilerek Mısır'a döndü. Bundan sonra Maraş
Eyaleti iptal edilerek bir kaza haline getirildi. Ancak
Maraş'ın idari yapısında sık sık değişiklikler devam etti.
Bu dönemde Maraş şehri bir ara kaza haline getirilip Adana
Eyaleti'ne ve daha sonra Halep Eyaleti'ne bağlandı. Bir ara
müstakil sancak oldu. Fırka-i İslahiye zamanında da kısa bir
süre eyalet haline getirildi. Münip Paşa, 1852-1853 yılları
arasında Maraş valiliği görevinde bulundu. Onun zamanında
mahkeme, meclis idaresi ve tapu dairesi kuruldu. Yine Zeytun
Ermenileri isyan etti. Maraş valiliğinde bulunan İşkodralı
Mustafa Paşa, Ermenilerin üzerine asker göndermesine rağmen
bir netice alınamadı.
1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı'nın getirdiği
yenilikler ve gelişmeler ülkenin birçok yerinde uygulanmaya
başlandı.Müslümanlar ve gayrimüslimler 1856'da ilan edilen
Islahat Fermanı ile eşit hale geldiler. Ancak kendilerine
geniş imtiyazlar tanınan gayrimüslimler, Osmanlı ülkesinin
her tarafında istedikleri şekilde sosyal, ticari, ekonomik
ve dini faaliyetlerde bulundular
Buna karşılık Müslümanlar Islahat Fermanı'na tepki
gösterdiler. 1856 Islahat Fermanı'na tepki olarak Maraş
halkı isyan etti. Bu isyanda on bin kişi hükümet binasına
yürüdü. İsyan sırasında aşırı derecede ülkesinin çıkarını
savunan ve Türklere hakaret eden İngiliz Konsolos Vekili
Hoca Guermani ile eşi öldürüldü. Bu yüzden Maraş mutasarrıfı
Münip Paşa görevden alındı ve olayın failleri yargılanmak
üzere Adana'ya gönderildi..
İsyan sırasında İngiliz ve Ermenilerin yaptıklarına tahammül
edemeyen Maraşlılar, iki nüfuzlu aile arasındaki çekişme
yüzünden büyük sıkıntılar çektiler. Bu arada Kırım
Savaşı'nın otorite boşluğundan istifade eden Tecirlü aşireti
de Ahmet Paşa ve Kerim Bey öncülüğünde şehri bastı. Maraş'ın
ileri gelen aileleri ile devlet görevlileri arasında
anlaşmazlık ortaya çıktı. Devlet idaresinin zayıflığı
nedeniyle ortaya çıkan bu isyanda bir kısım insanlar Zeytun
Ermeni eşkıyasını Maraş'a çağırdılar. 500-600 kişilik Ermeni
eşkıyası Maraş'ı basarak halkı yağmaladılar. Şehirde altı
gün kalan Ermeniler büyük tahribat yaptılar. Bu olayı
bastırmak üzere Maraş Mutasarraflığı'na Hurşid Paşa atandı.
isyana karışan Bayazıdlı beyleri kaçtılar ve onlardan sadece
Kerim Bey tutuklandı. Bir süre sonra da Bâb-ı Ali'ye yapılan
baskılarla Hurşid Paşa görevden alındı. 1860'ta Maraş
Mutasarraflığı'na Aziz Paşa atandı.Bu arada Zeytun
Ermenileri Fransa Cumhurbaşkanı III. Napolyon'a başvurarak
Kilikya dağlarında 70.000 silahlı adamları olduğunu iddia
etti ve böylece bağımsızlıklarının sağlanması için yardım
istediler.
Amaçları sayılarını fazla göstererek bağımsızlık taleplerini
ortaya koymak ve Dünya kamuoyunu Osmanlı, aleyhine
yönlendirmekti. Maraş valiliğine Aziz Paşanın yerine 1862
yılında Aşir Paşa atandı. Aşir Paşa, Ermenilerin saldırıları
ile bozulan asayişi yeniden sağlayarak yolları ve köprüleri
tamir ettirdi. Ancak bu sırada Maraş'ta bir kıtlık ve
arkasından da kolera salgını ortaya Çıktı. 10.000 kişinin
ölümüne neden olan bu salgında Maraş Mutasarrıfı Aşir Paşa
da vefat etti.
1853 yılında Kırım Savaşı sırasında devletin asker sıkıntısı
çekmesi sebebi ile Adana, Maraş ve Kazan dağları arasında
kalan bölgedeki aşiretlerden asker talep edilmişti. Ancak bu
istek bölgedeki aşiretlerin devlete isyan etmeleri nedeniyle
gerçekleşemedi. Savaştan sonra Osmanlı Hükümeti hem orduya
yeni asker kaynakları temin etmek, hem de bölgeyi itaat
altına alıp güvenliği sağlamak, böylece eşkıyalığa son
vermek, vergileri düzenli bir şekilde almak ve birçok
karışıklığa yol açan konargöçerleri yerleşik hayata geçirip
ziraata teşvik etmek için 1865'te Fırka-i İslahiye birliğini
kurdu.
Fırka-İslahiye'nin hareket alanı İskenderun'dan Maraş ve
Elbistan'a, Kilis'ten Niğde ve Kayseriy'e, Adana
Eyaleti'nden Sivas Eyaleti sınırına kadar olan bölgeyi
kapsıyordu. Fırka-i İslahiye'nin başına Dördüncü Ordu
Kumandanı Derviş Paşa, halkla ilgili idari işleri görmek
üzere de Ahmet Cevdet Paşa tayin edildi. Ahmet Cevdet Paşa
bölgenin valiliğine atanırken sınırları tam olarak belli
olmayan Maraş Eyaleti yeniden kuruldu. On sekiz gün sonra
Ahmet Cevdet Paşa görevinden alındı. Maraş Eyaleti de
yeniden Halep vilayetinin bir sancağı haline getirildi.
Fırka-i İslahiye'nin Maraş ve civarındaki ıslah hareketleri
neticesinde konar-göçer Yörük ve Türkmen aşiretleri iskana
tabi tutuldu. Antep, Hatay ve Adana yöresinde birçok köy ve
kaza kurularak göçebe Yörük ve Türkmen aşiretleri buralara
zorunlu olarak yerleştirildi. Bu arada da Maraş bölgesinde
yaşayan konar-göçer Tacürlü aşireti Eloğlu (Türkoğlu) adı
verilen bölgeye yerleştirildi.
Veysi Paşa 1869 yılında Maraş mutasarrıflığı'na atandı.
Bundan sonra sırasıyla Tevfik Paşa, Naşit Paşa ve Kozan
Mutasarrıfı Aslan Paşa, Maraş mutasarrıflığına atandı. Aslan
Paşa zamanında Maraş'ta Maarif Teşkilatı kuruldu ve ilk
Rüşdiye Mektebi açıldı.
Aslan Paşa'dan sonra Maraş mutasarrıflığı'na Hasan Paşa,
sonra Abdullah Paşa ve ondan sonra Hacı Ali Paşa atadı.
Bundan sonra Diyarbakırlı Sait Paşa, Dede Paşa, Salih Paşa,
Nazım Paşa, Mustafa Nuri Paşa, Hüseyin Şükrü Paşa,
Abdulvahap Paşa, Nuri Bey, Galip Paşa ve Arif Paşa Maraş
Valiliğinde bulundular.
Osmanlı Devleti, müttefikleri Almanya, Avusturya-Macaristan
imparatorluğu ve Bulgaristan'ın I.Dünya Savaşı'ndan
çekilmeleri sonucunda, tek başına İtilaf Devletlerine karşı
koyamayacağını anlayarak ateşkes istemek zorunda kaldı.
Bunun üzerine Osmanlı Devleti, itilaf Devletleri ile 30 Ekim
1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzaladı. Mondros
Ateşkes Antlaşması'nın yedinci maddesi, İtilaf Devletlerine,
güvenlikleri gereğince, gerekli gördükleri stratejik yerleri
işgal etme hakkını tanımakta idi. Bu madde gereğince Adana,
Maraş, Urfa, Antep ve Antakya yöresi İngilizler tarafından
işgal edildi. Suriye üzerinden bu bölgeleri işgale başlayan
İngiliz askerleri, buradaki Ermenileri de bölgeye gelmeye
teşvik etti. Daha sonra İngilizlerle Fransızlar arasında
yapılan anlaşma sonucunda; Suriye ile Adana, Maraş, Urfa,
Antep ve Antakya yöreleri Fransız işgaline bırakıldı.
Fransızlar Ermenileri kendi ordularında kullanmak, onların
desteğini sağlamak ve bölgede hakimiyet kurmak için
Ermenileri bölgeye yerleştirmeye başladılar. Türklerden
intikam almak amacıyla Fransız ordusuna katılan Ermeniler
Maraş bölgesine gelmeye başladılar. Bölgeye gelen
Ermenilerin sayısı 150.000 kişiyi geçmekte idi. Maraş'ın
Fransız işgali döneminde Ermeniler, Fransızlarla işbirliği
yaparak Türk halkına akıl almaz mezalimde bulundular ve
Milli Mücadele'nin ilk kıvılcımı olan savaş 11 Şubat 1920'de
Fransızların şehri terk etmeleri ile sona ermiştir.
7. KURTULUŞ SAVAŞINDA MARAŞ
Birinci Dünya harbi'nin sonlarına doğru Müttefiklerin
yenilmesi üzerine, Osmanlı İmparatorluğu 30 Ekim 1918'de
Mondros Mütarekesini imzaladı. Bu antlaşmaya göre,
Anadolu'nun Bir çok yeri gibi Maraş'da işgal altına girdi.
Maraş, önce İngiliz kuvvetleri tarafından 23 Şubat 1919 da
işgal edildi. 8,5 ay süren İngiliz işgali sırasında pek
kayda değer bir olay cereyan etmedi. Bunun da en büyük
sebebi işgal kuvvetleri arasında çok sayıda Cezayirli,
Tunuslu ve Hintli Müslüman askerlerin bulunmasıydı. Ancak
şehirde bulunan Ermeniler bundan rahatsızlık duyuyorlardı.
7.1 FRANSIZLARIN MARAŞ’A GELİŞİ
Osmanlı Devleti, daha I. Dünya Savaşı devam ederken 1916'da
yapılan ve Sykes-Picot adı verilen gizli bir anlaşma ile
İtilaf Devletleri arasında paylaşılmıştı. Bu antlaşmaya göre
Musul Fransızlara bırakılmıştı.
İngilizler, çok eskiden beri devam ettirdikleri araştırmalar
sonucunda ekonomik tespitler yaptırmışlardı. Bundan dolayı
Musul'da zengin petrol yataklarının varlığını ve önemini çok
iyi biliyorlardı. İngilizlerin amacı Irak petrolleri ile
Basra Körfezi'ne hakim olmaktı. Çünkü Hindistan yolunun
güvencesi ancak böyle sağlanacaktı.
15 Eylül 1919'da İngilizlerle Fransızlar arasında
kararlaştırılan Suriye İtilafnamesine göre; Musul ve
çevresini, bu bölgedeki petrol alanlarını İngiltere'ye
devreden Fransa, buna karşılık onlardan boşalacak olan
Maraş, Antep ve Urfa Sancaklarını işgal edecekti. Maraş
halkı arasında 15 Ekim 1919 tarihinden itibaren İngilizlerin
gideceği, yerlerine Fransızların geleceği söylentileri
dolaşmaya başlandı. Her geçen gün bu haber daha da netleşti.
İngilizlerden yakınlık göremeyen Ermeniler Fransızları dört
gözle beklemeye başladılar. Çukurova bölgesinde halka karşı
sert ve kırıcı bir tutum sergileyen Fransızların, Maraş'ı
işgal edeceklerini duyduklarında halk endişeye kapıldı.
Fransızların Maraş'a girmelerini önlemek için çareler
düşündüler ve mitingler yaptılar. Ayrıca İngiliz ve Amerikan
makamlarına çekilen telgraflarla olayı protesto ettiler.
Fakat halkın bu gayret ve istekleri netice vermedi.
29 Ekim 1919 Çarşamba günü Fransız öncü kuvvetleri Yüzbaşı
Julie komutasında Maraş'a geldi. 30 Ekim Perşembe günü de De
Fontzine komutasında 1000 Fransız ve 500 Cezayir asıllı
asker ile Fransız askeri elbisesi giymiş 400 Fransız
eşkiyası Maraş'ı işgal etmeye başladılar. Maraş'ta bulunan
Ermeniler Fransız işgal ordusunu coşkun gösterilerle
karşıladılar. İşgalci Fransızlara çiçek buketleri sunularak
“Yaşasın Fransızlar ve Ermeniler, Kahrolsun Türkler” diye
bağıran Ermeniler taşkınlık ve çılgınlıklar gösterdiler.
Türklerin milli ve dini değerlerine saldırdılar.
İngilizlerin Türklere karşı Yunan ve Arapları kullandığı
gibi Fransızlar da Ermenileri kullanıyorlardı. Suriye'deki
Ermenilerden temin edilen askerlere Fransız üniforması
giydirildi. İşgal etmek için bu askerleri Maraş'a
getirdiler. Fransızların Maraş ve çevresini işgali
İstanbul'da mitingler yapılarak protesto edildi. Maraş
halkının da yaptığı mitingle işgal protesto edildi. İngiliz
ve Fransız komutanlıklarına telgraflar çekildi.
Güney cephesindeki gelişmeleri yakından izleyen Mustafa
Kemal Paşa Maraş ve Antep'te halkı teşkilatlandırmak için
yüzbaşı Kılıç Ali Bey'i ve Süvari Yüzbaşısı Yörük Selim
Bey'i görevlendirdi. Yapılan görev taksimine göre Kılıç Ali
Bey Pazarcık'ta karargahını kurarak halkı
teşkilatlandıracaktı. Ayrıca Fransızların Antep'teki
birliklerinin Maraş'taki birlikleri takviye etmelerine engel
olacak ve İslahiye Türkoğlu üzerinden Maraş'a intikal edecek
Fransızların yolunu kapayacaktı. Yüzbaşı Yörük Selim Bey ise
Fransızların Maraş üzerinden İç Anadolu'ya doğru
ilerlemelerine engel olmak için Göksun'da teşkilatlanacaktı.
Ayrıca bunlar, gerektiğinde Maraş içindeki muharebelere
katılacaklardı.
7.2 SÜTÇÜ İMAM OLAYI
31 Ekim 1919 günü Ermeniler, Fransız askerleriyle birlikte
şehri dolaşırlarken önlerine gelen Türklere hakaretler
ederek saldırılarda bulunuyorlardı. Bu esnada bir grup
Fransız askeri hükümet konağındaki nöbetçi askerlere
sataşarak, devleti küçültücü ve tahrik edici sözler
söylediler. Oradan geçmekte olan bir posta dağıtıcısını da
dövdüler. Bütün bu haberler şehre yayıldı. Fransız
askerleri, hürriyetine bağlı, şeref ve namusuna son derece
düşkün, bu uğurda ölümü hiçe sayan Maraş halkını henüz
tanımıyor, her yaptıklarının yanlarına kalacağını
sanıyorlardı. Türkler için son derece çileli ve ağır geçen
bu gün sona ermek üzereydi . İkindi üzeri bir grup Fransız
askeri ve Ermeni, kışlalarına dönüyorlardı. O sırada
Uzunoluk Hamamı'ndan çıkıp evlerine gitmekte olan kadınları
gören işgalcilerden biri onlara yaklaşarak; “Burası artık
Türklerin değildir. Fransız memleketinde böyle gezilmez”
dedi. Bu sözlere önem vermeyen kadınlara güçlerini göstermek
isteyen Fransız askerler sataşmaya başladılar. Kadınlardan
biri olayın etkisiyle bayılınca diğer kadınlar da feryada
başladılar. Hamamın yakınındaki Kel Hacı'nın kahvesinde
bulunan Maraşlılar olay yerine gelerek Ermenileri uyardılar.
Fakat Bunları dinleyen olmadı. Bunun üzerine Çakmakçı Said
ve Gaffar Kabuloğlu Osman, hanımları işgalcilerin elinden
almak isterken dipçik ve kurşunla ağır yaralandılar. Bu
sırada yan tarafta küçük bir dükkanda süt satan ve olayları
soğukkanlılıkla seyreden Sütçü Hacı İmam, Karadağ
tabancasını alarak olay yerine geldi. Silahını, kadınlara
sataşan ve Çakmakçı Said'i yaralayan Ermeni'nin üzerine
doğrultarak ateşledi. Kurşun isabet eden Ermeni yere düştü
diğerleri ise kaçtılar. Maraş'ta düşmana sıkılan bu ilk
kurşun ile Türk milletinin işgalcilere ve Ermenilere,
yaptıklarının yanlarına kalmayacağı gösterildi. Olay yerine
Fransız askerleri geldi. Bu esnada Sütçü İmam, Nalbant
Bekir'den aldığı bir atla Bertiz'in Ağabeyli köyünde bulunan
Beyazıt oğlu Muharrem Bey'in yanına gitti.
Ermenilerin ve Fransızların bütün çabalarına rağmen Sütçü
İmam bulunamadı. Ancak olayın intikamını almak isteyen
Ermeniler sağa sola ateş ederek Zülfikar Çavuş oğlu
Hüseyin'i şehit ettiler. Bu arada; Türkleri öldürüp
kadınlarını alacaklarını, camilerine çan takacaklarını
söylemeye başladılar.
Bu olayda aldığı yaradan ile daha sonra Çakmakçı Said Şehit
oldu. Yaralanan Ermeni ise öldü. Ölen Ermeni için 1 Kasım
1919 tarihinde kalabalık bir cenaze töreni düzenlendi.
Fransızlar da misilleme hareketlerine girişerek Sütçü
İmam'ın dayısının oğlu Tiyeklioğlu Kadir'in ellerini ve
ayaklarını arkasından bağlayıp burun ve kulaklarını
kestikten sonra boğazlayarak şehit ettiler.
7.3 BAYRAK OLAYI
İşgalci güçlerin şehirde yaptığı taşkınlıklar tam bir terör
havası estirir. Olaylar bir türlü durmak bilmez. 27 Kasım
1919 gecesi Ermenilerin ileri gelenlerinden Hırlakyan'ın
evinde bir balo tertiplenir. Ziyafette yemekler yenilip
içildikten sonra baloyu açmak ve Hırlakyan Ailesini
şereflendirmek düşüncesiyle Guvernör Andre, Agop
Hırlakyan'ın iki torunundan Osep'in kızı müstakbel
Ermenistan Prensesi diye adlandırılan Helena'yı dansa davet
eder. Genç kız; “Sizinle dans etmemekten üzgünüm, çünkü
kendimi hala esaret ve zillet içinde yaşayan bir kadın
olarak görüyorum. Kalesinde Türk Bayrağı dalgalanan bir
memlekette, Fransızların hakim oldukları ve bizim emniyet ve
hürriyet içinde yaşadığımızı nasıl düşünebiliyorsunuz?"
diyerek, Guvernör Andrenin teklifini red eder. Bunun üzerine
askerlerine emir veren Komutan, Kaledeki Türk Bayrağı'nın
indirtir.
28 Kasım 1919 Cuma sabahı Maraşlının kara sabahıdır.
Yatağından kalkan Maraş'lılar, asırlardan beri Kale burcunda
dalgalanan şanlı bayraklarını göremezler. Bu olay şehri
infiale sürükler. SavcıAvukat Mehmet Ali Kısakürek derhal
kaleme sarılıp “Alem-i İslam'a Hitap” beyannamesini yazarak
şehrin muhtelif yerlerine dağıttırır. Halkı Bayrağın
indirilmesine tepki göstermeye davet eder.
“Ey Milleti Necibe-i Osmaniye! Vaktine hazır ol. Bin üç yüz
küsur seneden beri Hz. Allah'ı ve Peygamber-i Zişan'ını
hizmetinle razı ettiğin bir din ölüyor. Yani ecdadının kanı
pahasına fethettiği bir kal'anın burcu balasındaki Al
Sancağın, bugün Fransızlar tarafından indirilip yerine kendi
bandıraları konuldu. Şimdi, acaba bunu yerine koyacak sende
birkaç yüz İslam gayreti hiç mi yok. İgtişaş arzu etmeyelim.
Yalnız pür vekar-ü azamet olarak, ol Al Sancağımızı geri
yerine koyalım. Tekrar Kemal-i muhabbetle yerlerimize avdet
edelim. Korkma, korkma seni buradaki birkaç Fransız kuvveti
kıramaz. Sen mütevekkilen Allah'a kendi mevcudiyetini
gösterecek olursan, değil birkaç Fransız kuvveti, hatta
bütün Fransız milleti kıramaz. Buna emin ol ve yürü... 28
teşrin-i sani Yevm-il cum'a 1335”
Bir Milletin İstiklaline son verilmesi anlamına gelen
Bayrağının indirilmesi karşısında Maraşlılar sessiz
kalmazlar ve halk Cuma namazı vakti Ulu Cami'de toplanır.
Ezan okunduktan sonra, camide toplanan halk “Bayraksız namaz
kılınmaz” diye bağırır. O esnada cami imamı “Aziz cemaat,
kalesinde düşman bayrağı dalgalanan bir millet hürriyetini
kaybetmiş sayılır. Hürriyet olmayan bir yerde Cuma namazı
kılmak caiz değildir” diyerek dağıtılan beyannamenin doğru
olduğunu tasdik eder. Bunun üzerine Maraşlılar topluca
Kaleye hücum ederek, indirilen bayrağı yeniden Kale
burçlarına diker ve Cuma namazı orada eda edilir.
7.4 BÜYÜK SAVAŞ BAŞLIYOR
Bayrak olayının ardından şehir adım adım savaşa sürüklenir.
Aslanbey Başkanlığında kurulan Müdafa-i Hukuk Cemiyeti, her
mahallede kurularak faaliyete geçer. Bir taraftan da Gazi
Mustafa Kemal Atatürk ile temasa geçerek direniş hazırlığına
başlanır. 21 Ocak 1920 günü şehir harbi başlar. 22 gün ve
gece süren bir mücadeleden sonra Maraşlılar 7'den 70'e
silaha sarılarak tek yürek tek bilek halinde bütün
mevcudiyetini ortaya koyar. Sonunda kendisini yok etmek
isteyen düşmanı yerli işbirlikçileri ile birlikte mağlup
eder, büyük bir zafere imzasını atar. Bu uğurda birçok
evladını şehit verir. Maraş'ın düşman işgalinden kurtulması,
Türk Kurtuluş Savaşının da ilk hareketini teşkil eder.
Maraşlılar daha o tarihte “Kendini Kurtaran Şehir” unvanı
ile anılmaya başlanmakla birlikte, çevre illerin de
yardımına koşarak Milli dayanışmanın en güzel örneklerini
verir.
7.5 KURTULUŞUN KRONOLOJİSİ
21 Ocak 1920 Çarşamba günü General Keret'in çağrısı üzerine
yapılan toplantıdan taraflar yay gibi gerildi. Fransızlar
tarafından atılan kurşunla bir Türk jandarmasının
yaralanması ve hükümete doğru ilerlemekte olan bir Fransız
birliğine, Türkler tarafından ateş açılmasıyla savaş
başladı. Daha evvel kararlaştırılan parola gereğince her
mahallede birer el silah atıldı.
Mustafa Kemal Paşa tarafından desteklenen Maraş Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti Başkanı Arslan Bey, savaşın başladığını ilan
eden bir beyanname yayınladı. Bu beyannamede şöyle
deniliyordu: “Arkadaşlar harp başlamıştır. Allah'ın inayeti,
Peygamber'in ruhaniyeti, din kardeşlerimizin fedakarlığı ile
her şey göze alınmıştır. Vatanımız tek kişi kalana kadar
düşmana teslim olunmayacaktır. Gayret bizden yardım
Allah'tan”. 21 Ocak 1920 Çarşamba savaşın ilk günü, silahlar
patlar patlamaz, Fransızlar şehrin her tarafını makineli
tüfek ateşiyle taradılar. Toplar, Ahır Dağı'nı ve çevrede
bulunan yolları dövmeye başladı.
23 Ocak 1920 Cuma günü Antep'ten Maraş'a gelmekte olan bir
Fransız kolu Şeyh Adil mevkiinde Türk çeteleri tarafından
pusuya düşürüldü. Komutanları ve bir çoğu çatışma sırasında
öldürüldü. Bu olay üzerine Türklerin toplu olarak bulunduğu
mahalleler, Fransızlar tarafından şiddetli topçu ateşi
altına alındı. Şehir bir yangın yerine döndü, her taraftan
dumanlar yükselmeye başladı. Şehrin zenginleri ellerindeki
bütün erzakı teşkilat emrine verdiler. Mahalleler arasında
yiyecek, içecek, silah ve malzeme yardımını kolaylaştırmak
için yollara hendekler kazıldı. Evlerin avlu duvarları
yıkılmak suretiyle geçitler açıldı. Kadınlar ve çocuklar
çetelere yiyecek yetiştiriyorlardı.
Harbin başladığını haber alan Kılıç Ali Bey, Antep'ten
gelmesi muhtemel olan Fransız birliklerine karşı, Aksu
Köprüsünü tutmak üzere bir miktar kuvvet bıraktıktan sonra
Maraş'a geldi. Karargahını Arapkirli Çiftliği'nde kurdu.
Daha sonra halkın maneviyatını yükseltmek için şu
beyannameyi yayınladı. “Memleketi kurtarmak, düşmanla göğüs
göğüse çarpışmak için şehre girdim. Düşmanı şehirden
çıkaracağız. Allah'ın inayeti bizimle beraberdir.”
24 Ocak'ta Kayabaşı Cephesi'nin düşme ihtimalinin belirmesi
üzerine, Abarabaşı Kilisesi'nin baskı altına alınması ve
Fransız karargahı ile bağlantısının kesilmesi için
Karakızoğlu Muhittin Bey, bir teneke gaz dökerek kendi evini
yaktı. Aynı şekilde Abdullah Çavuş da kışla bölgesindeki
evini yakarak bölgedeki Ermeni evlerinin yanmasını sağladı.
25 Ocak'ta Mustafa Kemal Paşa'nın emri üzerine Sivas'ta
hazırlanan 200 kişilik süvari bölüğüyle iki Şınaydır topunu
Maraş'a getiren Yüzbaşı Kamil (Polat) karargahını Cancık'ta
kurdu. Kışlayı ateş altına aldı. Evliya Efendi'nin emrindeki
çeteler ile diğer çeteler bundan sonraki günlerde şehirdeki
Ermeni kilise ve evlerini yakarak bunları ortadan kaldırmaya
çalıştılar.
İslahiye ve Antep'ten Maraş'a gönderilen Fransız takviye
kuvvetleri durdurularak şehre girmeleri engellendi. Bir
kısmı da tamamen yok edildi.
29 Ocak Perşembe günü çocuklar, kadınlar ve savaşamayacak
durumda olanlar şehir dışına ve civar köylere gönderildi.
Soğuk ve karlı bir ortamda güçlükle gerçekleştirilen bu
harekattaki amaç, çetelerin çoluk çocuğunu düşünmeden daha
rahat bir şekilde savaşabilmelerini sağlamak ve insan
kaybını en aza indirmekti.
30 Ocak Cuma günü hakim bir noktada bulunan ve etrafını ateş
altında tutan Tekke Kilisesi'ni Evliya Efendi'nin çeteleri
kuşattı. Bir bakır sürahiye (güğüm) çivi, nal parçaları ve
barut koyup bir fitil taktıktan sonra ağzını kapattılar.
Kilisenin içerisine atılan bu yerli bomba, yangına da sebep
oldu. Kaçan Ermenilerin hemen hepsi öldürüldü. Bu çatışmalar
sırasında kahramanlık destanı yazan Göllü'lü Yusuf Çavuş
şehit oldu.
1 Şubat 1920 tarihinden itibaren savaş şiddetini daha da
arttırmaya başladı. O gün Fransızlar çarşıyı ateşe verdiler.
Mevlevîhaneyi, Üdürgücü Camii'ni ve Belediye Dairesi'ni
yaktılar. Şehir yangın alanına döndü.
2 Şubat 1920 günü Yörük Selim, Göksun ve çevresinden
topladığı seksen süvari ve 120 piyade ile Maraş'a gelerek,
Sulutarla mevkiinde düşmanla savaşa başladı. Kuzey taraftan
başlatılan bu saldırı, arazinin açık ve örtüsüz olması
nedeniyle başarısız oldu.
3 Şubat 1920; Kuyucak mıntıkasında düşmanla göğüs göğüse
savaşan, gözü pekliği ile tanınan Mıllış Nuri, Kümbet
Kilisesi'ne yapılan baskın sırasında karnından yaralanarak
şehit oldu.
4 Şubat 1920 Çarşamba günü Evliya Efendi bütün kuvvetleriyle
Taşhan'a yüklenmişti. Burada sıkıştırılan düşman kuvvetleri
beyaz bayrak açıp teslim olacaklarını belirterek Evliya
Efendi'yi kapıya istediler. Evliya Efendi kapıya yaklaşır
yaklaşmaz bu askerler arasında bulunan Ermeniler, derhal
ateşe başlayarak Evliya Efendi'yi şehit ettiler. İşgalin
başından beri cansiperane çalışan, Ermeni ve Fransızları
korkutan Evliya Efendi'nin şehâdeti, millî kuvvetlerin
maneviyatını bozdu ve Evliya Efendi'nin çeteleri dağıldı.
5 Şubat 1920 Perşembe günü de şehirde savaş bütün hızıyla
devam ederken, Ermenilerin çoğunlukta olduğu köylerden gelen
haberlere göre Türk ahaliye yapılan zulüm son noktaya geldi.
Alınan bilgilere göre çocuklar ve bebekler duvarlara
çarpılarak, elleri ve ayakları koparılarak, gözleri oyularak
öldürüldü, kızartılarak analarına zorla yedirildi.
6 Şubat 1920 Cuma günü İslahiye tarafından gelen bir Fransız
uçağı şehrin üzerinde uçarak kışla ile haberleşmeye çalıştı.
7 Şubat 1920 Cumartesi, büyük bir düşman takviye kuvvetinin
gelmekte olduğu haberi üzerine tedbir almak, takviye
kuvvetlerini şehre sokmamak ve şehirde mahsur bulunan
düşmanla birleşmesine engel olmak için çalışmalar
başlatıldı. Ayrıca şehrin tamamen boşaltılarak yakılması ve
düşmanın bu yangınla yok edilmesi fikri ağırlık kazanmaya
başladı. Bu arada Miralay (Albay) Norman komutasındaki
takviye kuvvetlerinin Aksu Köprüsü civarında Atizi'nde
karargah kurduğu haberi şehre yayıldı. Bu kuvvetler iki
süvari bölüğü, iki piyade taburu ve biri uzun menzilli olmak
üzere dört top bataryasından ibaretti. Ağırlığını ise 400
araba taşıyordu.Günlerden beri geceli gündüzlü devam eden
top, tüfek ve bomba sesleri cephaneliklerin havaya
uçurulması sırasında meydana gelen sesler, barut ve kan
kokuları yangın dumanı ve alevleri, adım başı görülen kafa,
kol, bacak ve parçalanmış insan cesetleri yaralanan ve şehit
olanların dayanılmaz halleri, bilhassa kadın ve çocukların
sinirlerini bozdu. Bununla beraber şehit olan kocasının
yerine silaha sarılan kadınlar, cephane taşıyan ve posta
görevi yapan çocuklar da vardı.
8 Şubat 1920 Pazar günü Albay Norman'ın askerleri şiddetli
bir topçu ateşinin desteğinde Mercimektepeyi işgal ettiler.
Düşman Mercimektepe, Sıtma Pınarı ve Aksu'ya yerleştirdiği
toplarla şehri döverken bir taraftan da var gücüyle batıda
bulunan kuvvetlerimiz üzerine yüklendi. Amacı kışlada mahsur
kalan General Keret'le bağlantı kurabilmekti. Batıdaki
kuvvetlerimiz geri çekilmek zorunda kaldı. Maraş, kışladaki
topların da şehri dövmeye başlamasıyla iki ateş arasında
kaldı. Bu yardım kuvvetinin gelişi, kısa sürede halk
arasında umutsuzluğa neden oldu ise de pek uzun sürmedi.
Düşmanın ateş hakimiyeti altında olmayan yerler tamamen
boşaltıldı. Fransızlar şehri terk eden yaşlı kadın ve
çocukların üzerine de top ateşi açtı.
Albay Norman, Maraş'taki Fransız Generali Keret'e Adana
Genel Valisi General Dufieux'un geri çekilme emrini iletti.
General Keret geri çekilmek istemiyordu. Fakat Fransızlar
için tek kurtuluş yolu Maraş'ı terk etmekti. Bu yüzden bu
karara uymak zorunda kaldı.
9 Şubat 1920 Pazartesi, durum her iki taraf için tehlike arz
etmeye başladı. Fransızlar şehrin her tarafını yoğun top
ateşine tuttular. Cephanenin tükenmesi nedeniyle Türkler çok
sıkıntılı anlar yaşadılar.Bir kısım halk arasında teslim
olunacağı korkuları yaşandı. Fransızlar ve özellikle
Ermenilerin yapabileceği bir katliamdan korkuluyordu.
Fransız cephesinde durum Türklerinkinden daha kötü idi.
Fransız askerleri yarım öğün besleniyorlardı. Hayvanlarına
ancak günde bir kilo un verebiliyorlardı. Haberleşme hatları
kesilmişti. Fransızlar ancak uçaktan verilen işaretler veya
atılan bildirilerle haberleşebiliyorlardı. Kısaca ifade
etmek gerekirse şehirde mahsur kalmışlardı. Şehrin güneyinde
bulunan Ermenileri korumak için Binbaşı Corneloup
komutasında on piyade ve üç makineli tüfek bölüğü
görevlendirildi. Her şeye rağmen o gün Türklerin baskısı
daha da arttı. Kışın şiddeti, açlık ve yokluklar Türklerin
azminden hiçbir şey kaybettirmedi, hatta topyekün hücuma
kalktılar.
10 Şubat 1920 Salı günü de Fransız bombardımanı devam etti.
Buna karşılık çetelerimiz de tesirli ve isabetli atışlarına
devam etti. Fransızların hareket serbestisine meydan
verilmedi.
9-10 Şubat günlerinde belirli bir sahayı ateş altında tutan
Fransız bombardımanından, kendileri çekilmek için yol açma
çabasında oldukları anlaşılıyordu. Şehir bu günlerde yanmış,
yıkılmış ve harabeye dönmüştü. General Keret geri çekilme
planı hazırladı. Aralarında vardıkları karara göre,
General'in vereceği ışıklı mermi işareti üzerine geri
çekilme başlayacaktı.
10-11 Şubat 1920 gecesi saat 21.00'de geri çekilme başladı.
Fransızlar geri çekilişlerini maskelemek için şehri son defa
top ateşine tuttular. Maraş'tan çekilirken atlarının
ayaklarını keçelerle sardılar. Fazla yüklerini attılar.
Yanlarına aldıkları Ermenilerle birlikte kışladan ayrılan
Fransız kuvvetleri, sessizce şehri kuzeybatısındaki araziyi
aşarak Mercimek Tepe'ye ulaştılar. Daha sonra da ovaya
inerek Sıtma Pınarı mevkiinde kendilerini bekleyen diğer
Fransız kuvvetleriyle birleştiler.
11 Şubat 1920 Çarşamba günü Fransız'ların Maraş'tan
çekilmekte ve kaçmakta olduğu haberi şehrin her tarafına
yayıldı. Fransızlar şiddetli soğuk ve kar altında ilerlerken
çok perişan oldular. Maraş-Fevzi Paşa yolunda ağırlıklarının
büyük bir kısmı kar altında kaldı ve askerlerinin çoğunu
kaybettiler. Ayrıca kaçan düşmanı takip eden birliklerimiz
ağır kayıplar verdirerek onları İslahiye'ye kadar takip
ettiler. Fransızların çekilmesine rağmen Maraş'ta bulunan
Ermeniler ateşe devam ettilerse de, kısa zamanda
susturuldular. Silahlarını teslim ederek kurtuluşu milli
Türk Hükümetinin adaletine sığınmakta buldular.
Kadın-erkek, çoluk-çocuk her yaştan Maraşlının tüm
yokluklara rağmen 22 gün 22 gece büyük özveri ile sürdürdüğü
bu savaş, Türk'ün vatanı, bayrağı, din ve namusu uğruna
ölümü hiçe saymasının ve yenilmezliğinin ifadesi olan bir
kahramanlık örneğiydi. Kurtuluş savaşımızın ilk zaferi
olarak tarihe geçen bu mücadele daha sonra ülkenin diğer
şehir ve yörelerine de örnek olması bakımından son derece
önemlidir. Maraşlı mücahitler memleketlerini kurtardıktan
sonra çevre illerin de yardımına koşarak milli bütünleşmenin
en güzel örneğini gösterdiler. 12 Şubat 1920 günü şehrin
düşmandan temizlenmiş olması ve zafere ulaşılması nedeniyle
bayram yapıldı. O günden beri her yıl Maraşlı 12 Şubat
gününü büyük bir heyecan içinde, o günleri yad ederek
kutlamaya devam etmektedir
7.6 İSTİKLAL MADALYASI VE KAHRAMANLIK ÜNVANI VERİLMESİ
Maraş'ın Kurtuluş Savaşında şehir halkı ile birlikte
topyekun direniş göstermesi ve çevre Vilayetlerinin de
yardımına koşması büyük takdir toplar. Kurtuluş Savaşı
sonrasında Ankara'dan Maraş!a bir yazı gönderilerek, Milli
Mücadeleye katılanların listesi istenir. Şehrin ileri gelen
yöneticileri toplanır, bir durum tespiti yapar. Sonunda
Ankara'ya “ Maraş'ta Milli Mücadeleye katılmayan tek fert
bile yoktur” cevabı verilir. Bunun üzerine 5 Nisan 1925
yılında toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi; İstiklal
Madalya'sının Maraş'ta fertlere değil, şehre verilmesini
kararlaştırır. Ve Maraş bir adet Kırmızı Şeritli İstiklal
Madalyası ile ödüllendirilir. Maraş şehri yine Milli
Mücadeledeki fedakarlığından ötürü TBMM tarafından, 7 Şubat
1973 tarihinde de “ Kahramanlık” payesiyle ödüllendirilir.
Kahramanmaraşlı 1925 yılından beri her yıl Kurtuluş günü
olan 12 şubat Bayramında Kırmızı Şeritli İstiklal
Madalyasını Şanlı Bayrağına törenle takarak, geçmişini yad
eder.
Tarihi
ve Turistik Yerler
İlçeleri-->Afşin-
Andırın -
Çağlayancerit -
Ekinözü -
Elbistan-
Göksun -
Nurhak -
Pazarcık -
Türkoğlu